İsviçre d
e yapılan bir referandum sonucu bundan sonra İsviçre’ye minare yapılmaması yönünde bir karar çıktı.
Kararın çıkmasıyla birlikte sözüm ona insan haklarından dem vuranlar sözüm ona inanç ve din özgürlüğünden dem vuranlar verip veriştirdiler bu karara..
Şimdi şu çok iyi bilinir ki eğer siz sadece işinize gelen konuda demokrat ya da insan hakları laflarını ağzınıza alırsanız kimse sizin ne demokrasi sözlerinizi dikkate alır ne de insan hakları savunuculuğunuzu..
Çünkü demokratlık ve insan hakları savunuculuğu sizin tuttuğunuz tarafa göre şekillenecek kavramlar değildir tarihsel olarak var olmuşlardır ve bu var oluşta mücadeleyle ortaya çıkarılmıştır..
Onun için iki de bir bu kavramlar üzerinden gündemin tartışılması gündeme buradan bir çengel takılıp oralara çekilmek istenmesi doğru değil..
Çünkü bu kavramları dillendirenler bu kavramların ağırlığını taşıyacak çapta insanlar değiller..
Bakın şimdi size birkaç örnek vereyim: bugün İran’da ateist olduğu açıklayan yazar idamla yargılanıyor..
Nerede İsviçre’de minare yasağına karşı çıkan cengaverler bu durum en temel düşünme ve kanaatini açıklama özgürlüğüne aykırı değil mi?.
Bugün yine İran’da kadınlar başı açık gezemiyor bırakın gezmeyi bu ülkeye başı açık kadın bile giremiyor…
Yine bu durum insanın en temel hakkı olan yaşam hakkına bir saldırı değil mi?.
Cezayir de kadınlar taşlanarak öldürülüyor,recim ediliyor,kırbaçlanıyor hani din ve inan özgürlükçüleri neredeler,buna da karşı çıksınlar ve çıkıp desinler ki sizin inandığınız yasalara göre insanları yargılayamazsınız desinler insanlara bu zulmü yapamazsınız desinler..
Sonra gelelim Türkiye’ye Alevilerin cem evlerini ibadet yeri olarak görmeyenlerin bu konuda ki iki yüzlülüklerini bir kenara bırakalım da daha temel olarak şunu söyleyelim..
Neden nüfus cüzdanlarında din hanesi var..
Ne demek oluyor bu: yani insanların illa ki bir dini olmak zorunda mı;ya da dini inancı varsa bile bunu açıklamak zorunda mı?.
Bu zorundalık ve bu dayatma hangi demokrasi ve insan hakları anlayışı ile açıklanabilir..
Diyelim ki din hanemize dinsiz yazdırmak istiyoruz ki bu mümkün değil herkesin dininin olmak zorunda bırakıldığı bir toplumda dinsize ne gözle bakılır..
İşte bütün bu anti demokratlığı bütün bu despot monarşik zihniyeti güdenler bugün ki gibi gündemlerde de söz sahibi olamazlar olmamalılar..
Sonra insan hakları sadece inanma üzerinden mi oluyor…
İnsanların en temel haklarının olmadığı barınma, sağlık, eğitim, haklarının sağlanmadığı bir toplumda ve dünya da kimse bana herhangi bir konuda insan hakları savunuculuğu yapmasın..
İnsanların barınacak bir evi olmayacak,giyecek elbisesi olmayacak sonra kalkıp siz bu ortamda insan hakları savunuculuğu yapacaksınız..
İnsanın insan olarak varolamadığı bir ortama itiraz etmeyenler sonra çıkıp insan hakkı sözünü bile ağızlarına alamazlar..
Alsalar da bu sözün samimiyetine kimse inanmaz..
Olayın bu yönü böyle
Bir de başka diğer bir yönü var ki asıl önemli olan yanda burası zaten..
Bakın İsviçre olayında neyden şikayetçi oluyoruz:dinsel hak ve inançların kullanılamamasından değil mi?
Peki bu hakkın olmasına ve kullanılmasına karşı çıkan kim?
Yine İsviçre de dinci-sağcı bir parti:İsviçre Halk Partisi
Ne kadar ironik değil mi: bu parti kendi dininden olmayan insanların ibadet yerlerin yapılmasına engel oluyor..Hem de köktendinciliğin yayılmaması adına..
Peki bu parti kendi varoluş felsefesini neye dayandırmış;hristiyan inancına..
İşte yaşadığımız bu sorunun nedeni de burada ortaya çıkıyor.
Yani bu meseleden mağdur olan zihniyet aynı zamanda bu sorununda nedeni oluyor..
Yani dünyadaki dinci hareketler dini ideoloji ve politika malzemesi haline getirerek aynı zamanda dinler ve toplumlar arası çatışmalara savaşlara sebep oluyorlar..
Sonradan bu konuda yani dinsel özgürlüklerin kullanılmasına fırtına koparanlarda yine dinci partiler oluyor..
Bakın İsrail’e orada dinci-sağcı parti Filistin üzerinden bu sorunu yaratmıyor mu?.
İsrail’de Yahudi dincileri başta Filistin olmak üzere hakların başına musallat olmuyor mu?.
Bakın Türkiye’ye memleketimizde de yıllarca dini kullanan ve sömüren partiler ülkede nerdeyse din kavgası yaratacak eylem ve olaylara imza atmadılar mı?.
Hatırlayın 6-7 eylül olaylarını,Sivas,Maraş,Çorum olaylarını..
Hatırlayın Hrant Dink’in katillerini ne diye bağırıyorlardı,Hatırlayın kanımız aksada zafer İslam’ın diyenleri..
Hatırlayın Uğur Mumcu katliamını, en azından daha dün Topkapı sarayını basmaya gidenlerin hassasiyetini hatırlayın…
Vakit gazetesini bir düşünün,sırf İslam dinini her yönüyle ve farklı yönleriyle,bilinmedik yönleriyle açıklayan Turan Dursun’un katledilişini hatırlayın..
Bütün bu olayları ve olguları hatırladığınız zaman ortaya şu gerçeklik çıkıyor ki dinin bu derecede ve kontrolsüz bir şekilde güç kazanması,toplum üzerinde egemen güç haline gelmesi,insanların dinsel dogmalarla kışkırtılması ve bu dogmalarla dimağların zehirlenmesi bugün İsviçre’re özelinde yaşadığımız sorunların ortaya çıkmasına neden oluyor..
Yani dinin toplum üzerinde ki egemenliği din faşizmine neden oluyor..
İşte asıl sorun burada..
Yani tehlike din faşizmin üstü kapalı an be an farklı ülkelerde dinci partiler tarafından yaratılmasıdır..
Ve dolayısıyla da müdahale edilmesi gereken bu dinsel faşizmin gücüdür…
Bu güce müdahale edilmeli ki; minareler yasaklanmasın, cem evleri yasaklanmasın,alevi köylerine cami yapılmasın,Yahudi soykırımları yapılmasın, her din ve inanç insanın kendi ruhunda ve gönlünde özgürce yaşanabilsin..
Yoksa sorunu ortaya çıkaran zihniyetle yine sorunu çözmeye kalkışırsanız sorun daha beter hale gelir..
Ve asıl sorunun ve dolayısıyla da çözümün göz ardı edilmesine neden olursunuz..
İnsanların eşit ve adil bir dünya içerisinde istedikleri inanç ve anlayışı yerine getirmeleri için bu şart..
Dinsel faşizmin önüne geçin en azından inançlarınızı yaşamak için bunu yapın..