Davalar, Olaylar, Haberler, Olgular

                      ‘AKP ve Fethullah Gülen’i Bitirme Planı’ diğer bir adıyla 'İrtica ile Mücadele Planı' gelen bir ihbar mektubu ile yeniden  tartışmaların odağı haline geldi. Fakat tartışmaların  sadece ‘belgenin gerçekliği 'üzerine kilitlenmesi ister istemez belegenin arka planın gözlerden kaçırdı. Pek tabi ki ‘belge’diye ifade ettiğim planın  adı geçen kesimlere karşı hazırlanması çok ciddi bir durum ama bu ciddi durum resmin bütünündeki ciddiyeti ortadan kaldırmıyor. Yani resmin diğer parçaları da bir o kadar ciddi ve o parçalar üzerinde de durmak lazım..

            İşte o parçalara eğilmek için buzdağının sadece görünen yüzü ile değil o dağın arkası ile de ilgilenmek lazım. Örneğin ‘meşhur’planın varlığı bir gerçeklik, evet bir olgu ama aynı anda ‘haberin’bütününde o planın nasıl en ince ayrıntılarına kadar savcılığa sızdırıldığı, savcılıktan basına servis edildiği, habere konu olan Fethullah Gülen cemaatinin ekonomik ve bürokratik gücünün yadsınamaz bir gerçeklik olduğu; planın bugüne kadar ‘ihbar’edilmemesinin gerçek nedenleri de haberin diğer parçaları. Eğer bu parçalar yok sayılıp sadece bakılan pencereden kendine göre en ağır ‘olguyu’ çıkarırsak, bu olgu üzerinden haberi verme yoluna gidersek aslında o haberin ve habere konu olan gerçekliklerinden içini boşaltmış oluruz…

            Şu bir gerçek ki gerek AKP olsun gerek ‘Cemaat’olsun varlığı ve yaşama bakış açısı ile TSK arasında bir doku uyuşmazlığı var. TSK’nın beslendiği kaynaklar, taşıdığı değerler, sahip çıktığı siyasi görüşler ile Cemaat ve AKP’nin görüşleri, düşünceleri farklı ve bu farklılık bugünden ortaya çıkan bir durum değil. Öyle ki sadece ‘Cemaat’ adına TSK’ da düzenlenmiş ‘dini örgütler ve cemaatler’ isimli benim okuduğum iki rapor var. Yani TSK’nın cemaatten hoşlanmadığını bilmek için alim olmaya ya da böyle bir planın mevcudiyetine gerek yok öte taraftan iktidar partisinin öncülleri olan partilerle TSK’nın ilişkilerin nasıl olduğu da aşikar bir durum. Yani demek istediğim biz iddia edilen plandan haberdar olsakta olmasak da adı geçen kurumlar arasında bir sorunun bir uyum sorunun olduğu bir gerçek ve bence de üzerinde asıl durulması gereken bu. Yani şöyle ki neden TSK ile Cemaat böyle bir çatışma içerisinde Cemaatin varlığı neden tehlike arz etmekte, AKP’nin aynı şekilde bu sorunun neresinde duruyor? İşte resmin parçalarında bu -biraz önce ifade etmeye çalıştığım- ‘olgularda’ var ve bu olguların bütünlüğü resmi gerçekçi kılıyor yoksa tek başına öne çıkarılan ağırlık olgu değil..

            Diğer taraftan hemen şunu ifade edeyim ki TSK’nin böyle kendine göre tehditler ve yok edilmesi gerekenler planları hazırlaması ne demokrasi adına kabul edilebilir ne de bu TSK’nın görevi olmalıdır. Fakat burada da önemli bir çelişki var ki TSK iç hizmet kanununa göre ordunun böyle bir görevi var. Yani TSK bu kanuna göre sadece yurt dışı değil yurt içi tehditlere karşıda ülkesini savunmakla mükellef bir kurumdur. İşte bu kanundan yola çıkılarak da sanırım TSK böyle planlar hazırlamayı kendine bir görev arz ediyor. Burada yapılan yanlışlığın önüne geçmek için bir bütün olarak TSK’nın görev alanı ve faaliyetlerin belirlenmesi aynı zamanda bu belirlenimin sonrasında bu görevi ‘layıkıyla’yerine getirecek unsurların ortaya konması gerekir.  

            Örneğin bu unsurlardan birisi olan ‘polis’in gerek halk nezdinde gerekse de kamuoyu nezdinde ne derecede kabul görebileceğini bir düşünün. Adı ‘Cemaatle’ birlikte anılır hale gelen bir kuruma sizce insanlar güven duyabilirler mi ve yine sizce bu durumda ihbar edilen plan kadar önemli ve sarsıcı değil mi?

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!

« Önceki :: Sonraki »

Yorum yaz! :: Arkadaşına Gönder!

0 yorum yazılmıştır

Yorum yaz!

Online Sayac