solun parazitlerine dair..

evet hakikaten sormak lazım böyle sol, böyle sol düşünce olur mu

ya da soruyu şöyle soralım sol düşünce böyle savunulur mu sol adına yola çıkan kişi ya da partiler soldan bu kadar uzaklaşabilir mi..

yazının başlangıcından da anlaşılacağı üzere biraz sinirliyim,biraz kızgınım bu solculara ve bu sol akıma..

bu sol akım ve sözüm ona bu solcular kim peki?

cevabı hemen verelim ki tarihin ve insanlığın yüz aklarından biri olan sol düşünce ve akımlar/insanlardan bu sözde solcuları ayıralım..

evet bu solcular kendilerine liberal sıfatını takan solcular..

adında bile bir çiğlik bir gariplik olan bu solcular sözüm ona sol düşünceyi savunuyor sol adına hareket ediyor..

türkiye özelinde eleştirdiğim bu solcuları ise biz her nedense grevlerde,işçi eylemlerinde,gecekonduda,yoksul mahallelerde,kısacası solun olması gereken mekan ve yerlerde göremiyoruz..

peki nerde görüyoruz bu solumsu renkleri,sol etiketli şahsiyet ve yaklaşımları..

bu solumsu zevatlar daha çok 'demokratik' ve 'kültürel' bahçelerde gezinip duruyorlar..

burada siyaset yapmak kolay ya burada janjanlı laflar etmek itibar kazandırıyorya aydın olmak,demokrat olmak adına onun için liberal solumsular daha çok buralarda boy gösteriyorlar..

nasıl olsa burada düzenle yüzleşmek yok,nasıl olsa burada egmen olana ve muktedir olana söz söylemek yok;onun için buralar liberal solunda vazgeçilmez uğrağı oluyor..

ama deseniz ki siz bu zevatlara insanlık yok oluyor,insanlar bu sistemde adeta köleleştiriliyor,sömürü ve haksızlık başını almış gidiyor gelin eylem yapalım,ses verelim insanlığa,olmadı bir konferans yapalık hiç olmadı bir basın açıklaması yapalım..

yok,yaklaşmazlar;bu tarz önerileri hemen 'klasik'sol diye küçümserler,kaale bile almazlar..

ama umursamayış sanmayın ki akıllarının onlara söylediği bir yaklaşım bu umursamayışın arkasında kişiliksiz,onursuz,kimliksiz bir hiçleştirilmiş sol var..

bakın türkiye gündemine...

ortalık inim inim inliyor..

grevler,işten atmalar,ölümler,zamlar,yoksulluklar,yoksunluklar..

nerde bu sözde solcular,janjanlı,etiketli liberal-özgürlükçü solcular...

bakın ucube davada mahmeke davanın 'ergenekon'adı ile yazılmasına,anılmasına karşı çıktığı halde iktidar yandaşı/yalakası basın ha bire u adla bütün bir muhalefeti ve kesimi suçlayıp duruyor..

iktidara karşı çıkan birden bu ucube sözüm ona örgütte buluyor..

peki ortada var mı yok..

ama bunlar saldırıp duruyorlar..

sonra cemaatle ilgili en ufak bir soruşturma ya da incelemede,ortalığı topyekün bir saldırı rüzgarı sarıyor..

iddianameler,göz altılar,ölümler..

bakın bir subay daha intihar etti ve yine bu biat medyası ETÖ damgalı yayınlarla ve subayın aleviliğini dillendirerek ahlaksızca alçakca yayınlara imza attılar..

insanların ölümlerine bile saygı duymadılar orda bile onurlarını koruyamadılar..

ve bütün bunlar olurken bütün bu kepazelikler,faşistçe dalgalar sürüp giderken,ortalığı pis hitlervari bir koku sararken nerde bu liberal-özgürlükçü solcular..

bu zorba iktisadi sisteme,bu güruh medyaya,dört nala bir hızla ve diktatörce koşan bu cemaate,bu yolsuzluğa,hukuksuzluğa bu onursuzluğa hiç mi bir şey demeyecek bu sözüm ona solumsular,solcular..

eğer hiç bir şey demeyeceklerse ki gidişat onu gösteriyor..

bıraksınlar artık sol etiketle konuşmayı ve hareket etmeyi..

solun bu kadar kirlendiği ve bu kadar kişiliksizleştirildiği yeter..

çünkü onlar sol adına hareket etmiyorlar aksine sola zarar veriyorlar.

varsın sol bir eksik olsun onlarsız..

eksik olsun ki solda içinde ki gizli sağcılardan,onursuzlardan ve omurgasızlardan kurtulmuş olsun...

Yorum (yok) Yorum yaz!

Cemaat Türkiyesi ve Osmanlı solu

            Yazıya başlamadan önce şunu söylemek gerekiyor ki artık ‘cemaat’diye yazdığımızda herkes bu cemaatin’ Fethullah Gülen Cemaati’ olduğunu aşağı yukarı tahmin ediyordur.

Çünkü söz konusu cemaat ülkemizde bu güce getirildi,bu kadar meşruluk kazandırıldı bu cemaate..

            Fethullah Gülen özelinden bu cemaat gerçekliğini genişletirsek o zaman da, şu an yaşamakta olduğumuz cemaat Türkiye’sini tarikatlar, cemaatler ve dini grupların geldiği etkin ve tehlikeli nokta olarak tanımlayabiliriz..

            Öyle ki dini grupların bu süreçte kazandıkları ivme, mali olarak geldikleri nokta örgütlenme çalışmalarındaki sayısal artışlar bu durumun tipik göstergeleridir.

            Söylediğimiz örnekler bile cemaat Türkiye’sinin geldiği noktada ibretlik bir durum iken son günlere damgasını vuran Cemaat Soruşturması olayı ve sonrasında yaşanan gelişmeler durumun ne kadar vahim bir hale geldiğini söylemekte bizlere.

                        Öyle ki bu soruşturmayı açan Erzincan Cumhuriyet başsavcısı İlhan Cihaner İsmail ağa ve Fethullah Gülen cemaatlerinin dini bir örgüt olduğu yönünde bir iddianame hazırlıyor. ‘Tabi siz misiniz Fethullah hoca efendimize ve Mahmut hoca efendimize soruşturma açan’dedirtircesine bu dava önce yetki ihlali gerekçesiyle Erzurum Cumhuriyet başsavcılığı çekiliyor sonra da Başsavcı Cihaner hakkında 26 yıl hapis cezası istemiyle dava açılıyor.

            Ve ne yazıktır ki gerek cemaat soruşturmasının durdurulmasına ve saptırılmasına gerekse de başsavcı için hapis cezası istenmesine hiçbir ses çıkarılmıyor..

            Oysa ki böyle bir durum karşısında bütün türkiyenin en azından namuslu, ahlaklı, aydın,demokrat bütün türkiyenin ayağa kalması gerekirdi.

Kapitalizmin pençesinde boğuşan yorgun demokrat halkımızın bu durum karşısında ayağa kalkmaması anlaşılabilir mi bu noktada bilmiyorum ama basın ve kamuoyunun en azından böyle bir olayda üç maymunu oynaması ancak cemaat Türkiyesi algısı ile açıklanabilir.

            Yani artık Türkiye’de konjöktör cemaatlere methiye düzmek, tarikatların egemenliğine saygı duymak, onlara sahip çıkmak ve yavaş yavaş Osmanlıya dönüş olarak işliyor.

            Osmanlıya dönüş ama artık kapitalizmi de yanına olarak onu da kendine yoldaş edinerek bir Osmanlıcılık isteniyor. Kısacası artık kapitalizm soslu, hanedan görüntülü bir Osmanlı devlet ve toplum yapısına doğru eğiliyoruz..

            Tabi bu eğilim anlaşılacağı üzere baskı ve zorla, yıldırma ve korkutmayla,hukuksuzluk ve göz dağı ile gerçekleştiriliyor yoksa davetle,ricayla değil..

            Cemaat Türkiyesi kavramından benim anlatmak istediğimde tam bu işte..Cemaatlerin sosyolojik,bürokratik ve ekonomik egemenliğinde bir Türkiye..

            Ama gelin görün ki bu durumu görmek ve anlamak bir yana tam tersine, bu durum üzerinden, yaşanan bu ‘faşist’sürece karşı çıkanları karalamak isteyenleri,onları Ergenekoncu ilan edenleri  görüyoruz; ne kadar ironik ve ne kadar acınacak bir durum değil mi?

            Hem de bunu yapanların kendilerine ‘solcu’dediklerine tanık oluyoruz..

Ben solculuk adına- her şeyi bir kenara bırakıyorum da-fikr-i namusun bu kadar ayaklar altına alınmasına bir anlam veremiyorum açıkcası.

Solcu adam dediğin onurlu ve namuslu olur düşünce ve fikir saptırması yapmaz..

Örneğin şöyle yazmaz cemaatler başlıklı bir yazıda:

Ama TSK içinde Suriye’dekine benzer bir Alevi örgütlenmesi var mı? TSK her haliyle kapalı kutu. Birileri, birtakım gözlemler yapıp bu yolu açmış olabilir. Ama bunun olduğunu sanmıyorum.

Yüksek Yargı’daki durum var. Alevilik orada örgütlü: kimi düşman, kimi dost olarak gördüğü de kendi açısından açık seçik ortada. Kararları da bunu gösteriyor.

Biz aramızda konuşuyoruz, “Yüksek Yargı” diye. Oysa orada cemaat ilişkileri geçerli.’

Bakın yukarda ki bu sözler Taraf gazetesinden Murat Belge’ye ait; belge sözüm ona yazısında Alevilerin TSK ve Yüksek yargıda örgütlenerek ne kadar kadrolaştıklarını ve kadrolu cemaat örgütlenmesinin hukuk devletine aykırı olduğunu açıklıyor..

Bununla da kalmıyor buradan cemaat kadrolarının yarattığı kadrolaşmayı eleştiriyor.

Peki Belge, bu eleştirileri dile getirirken Fethulah Gülen cemaati hakkında tek bir kalem oynatıyor mu,hayır..

Hakkında bir dava bile açılmış belki onlarca yazı yazılmış,kitaplar basılmış bir cemaate hem de cemaatlerle ilgili bir yazıda bir cümle bile değinilmez mi?.

Demek ki insan Taraf zihniyetinde ve algısında solcu olunca değinmiyor,görmüyor,söylemiyor,çarpıtıyor..

Üstelikte kendisini solcu ve darbe karşıtı olarak ifade ettiği halde söylemiyor; üstelikte o değinmediği cemaatin lideri 12 Eylül darbesini açık bir biçimde savunmuş olduğu halde bu cemaate değinmiyor..

Sonra bugün için desteklediği iktidarın darbeci paşasının, adının caddeden silinmesine karşı çıkmasına rağmen tek bir kelime etmiyor iktidara..

Ne diyelim ülke faşizmin içinden geçerken, cemaat Türkiye’sine doğru adım adım ilerlerken, darbecilerin paşasının adı iktidar partilerince yerlerinde korunmak istenirken ve Fethulah Gülen cemaati  12 eylül darbesi için şöyle derken: “Ve, işte şimdi, binbir ümit ve sevinç içinde, asırlık bekleyişin tuluû saydığımız, bu son dirilişi, son karakolun varlık ve bekasına alamet sayıyor; ümidimizin tükendiği yerde, Hızır gibi imdadımıza yetişen Mehmetçiğe bir kere daha selam duruyoruz.” ;cemaat Türkiyesi ancak bu kadar görülmeyebilir,cemaatlerle ilgili yazı yazarken ancak bu kadar Fethullah Gülen ve ekibine değinilmeyebilir..

Üstelikte Türkiye’nin karanlık dönemlerinde katliamlarla maruz bırakılmış bir inancı, türkiyenin özür dilemesi gereken bir halkını cemaatçi diye örnek vererek, onları töhmet altında bırakarak…

Tek kelimeyle yazık,

Demek ki taraf solcusu olunca böyle oluyor; gerçekleri ters düz ederek, üç maymunu oynayarak, iktidar yalakalığı yaparak..

Yani taraf solculuğu ancak Osmanlı Solculuğu yapabiliyor..

Osmanlı ve Cemaat Solculuğu..

Yorum (1) Yorum yaz!

din faşizmi ve yasaklanan minareler

 

İsviçre de yapılan bir referandum sonucu bundan sonra İsviçre’ye minare yapılmaması yönünde bir karar çıktı.

Kararın çıkmasıyla birlikte sözüm ona insan haklarından dem vuranlar sözüm ona inanç ve din özgürlüğünden dem vuranlar verip veriştirdiler bu karara..

Şimdi şu çok iyi bilinir ki eğer siz sadece işinize gelen konuda demokrat ya da insan hakları laflarını ağzınıza alırsanız kimse sizin ne demokrasi sözlerinizi dikkate alır ne de insan hakları savunuculuğunuzu..

Çünkü demokratlık ve insan hakları savunuculuğu sizin tuttuğunuz tarafa göre şekillenecek kavramlar değildir tarihsel olarak var olmuşlardır ve bu var oluşta mücadeleyle ortaya çıkarılmıştır..

Onun için iki de bir bu kavramlar üzerinden gündemin tartışılması gündeme buradan bir çengel takılıp oralara çekilmek istenmesi doğru değil..

Çünkü bu kavramları dillendirenler bu kavramların ağırlığını taşıyacak çapta insanlar değiller..

Bakın şimdi size birkaç örnek vereyim: bugün İran’da ateist olduğu açıklayan yazar idamla yargılanıyor..

Nerede İsviçre’de minare yasağına karşı çıkan cengaverler bu durum en temel düşünme ve kanaatini açıklama özgürlüğüne aykırı değil mi?.

Bugün yine İran’da kadınlar başı açık gezemiyor bırakın gezmeyi bu ülkeye başı açık kadın bile giremiyor…

Yine bu durum insanın en temel hakkı olan yaşam hakkına bir saldırı değil mi?.

Cezayir de kadınlar taşlanarak öldürülüyor,recim ediliyor,kırbaçlanıyor hani din ve inan özgürlükçüleri neredeler,buna da karşı çıksınlar ve çıkıp desinler ki sizin inandığınız yasalara göre insanları yargılayamazsınız desinler insanlara bu zulmü yapamazsınız desinler..

Sonra gelelim Türkiye’ye Alevilerin cem evlerini ibadet yeri olarak görmeyenlerin bu konuda ki iki yüzlülüklerini bir kenara bırakalım da daha temel olarak şunu söyleyelim..

Neden nüfus cüzdanlarında din hanesi var..

Ne demek oluyor bu: yani insanların illa ki bir dini olmak zorunda mı;ya da dini inancı varsa bile bunu açıklamak zorunda mı?.

Bu zorundalık ve bu dayatma hangi demokrasi ve insan hakları anlayışı ile açıklanabilir..

Diyelim ki din hanemize dinsiz yazdırmak istiyoruz ki bu mümkün değil herkesin dininin olmak zorunda bırakıldığı bir toplumda dinsize ne gözle bakılır..

İşte bütün bu anti demokratlığı bütün bu despot monarşik zihniyeti güdenler bugün ki gibi gündemlerde  de söz sahibi olamazlar olmamalılar..

Sonra insan hakları sadece inanma üzerinden mi oluyor…

İnsanların en temel haklarının olmadığı barınma, sağlık, eğitim, haklarının sağlanmadığı bir toplumda ve dünya da kimse bana herhangi bir konuda insan hakları savunuculuğu yapmasın..

İnsanların barınacak bir evi olmayacak,giyecek elbisesi olmayacak sonra kalkıp siz bu ortamda insan hakları savunuculuğu yapacaksınız..

İnsanın insan olarak varolamadığı bir ortama itiraz etmeyenler sonra çıkıp insan hakkı sözünü bile ağızlarına alamazlar..

Alsalar da bu sözün samimiyetine kimse inanmaz..

Olayın bu yönü böyle

Bir de başka diğer bir yönü var ki asıl önemli olan yanda burası zaten..

Bakın İsviçre olayında neyden şikayetçi oluyoruz:dinsel hak ve inançların kullanılamamasından değil mi?

Peki bu hakkın olmasına ve kullanılmasına karşı çıkan kim?

Yine İsviçre de dinci-sağcı bir parti:İsviçre Halk Partisi

Ne kadar ironik değil mi: bu parti kendi dininden olmayan insanların ibadet yerlerin yapılmasına engel oluyor..Hem de köktendinciliğin yayılmaması adına..

Peki bu parti kendi varoluş felsefesini neye dayandırmış;hristiyan inancına..

İşte yaşadığımız bu sorunun nedeni de burada ortaya çıkıyor.

Yani bu meseleden mağdur olan zihniyet aynı zamanda bu sorununda nedeni oluyor..

Yani dünyadaki dinci hareketler dini ideoloji ve politika malzemesi haline getirerek aynı zamanda dinler ve toplumlar arası çatışmalara savaşlara sebep oluyorlar..

Sonradan bu konuda yani dinsel özgürlüklerin kullanılmasına fırtına koparanlarda yine dinci partiler oluyor..

Bakın İsrail’e orada dinci-sağcı parti Filistin üzerinden bu sorunu yaratmıyor mu?.

İsrail’de Yahudi dincileri başta Filistin olmak üzere hakların başına musallat olmuyor mu?.

Bakın Türkiye’ye memleketimizde de yıllarca dini kullanan ve sömüren partiler ülkede nerdeyse din kavgası yaratacak eylem ve olaylara imza atmadılar mı?.

Hatırlayın 6-7 eylül olaylarını,Sivas,Maraş,Çorum olaylarını..

Hatırlayın Hrant Dink’in katillerini ne diye bağırıyorlardı,Hatırlayın kanımız aksada zafer İslam’ın diyenleri..

Hatırlayın Uğur Mumcu katliamını, en azından daha dün Topkapı sarayını basmaya gidenlerin hassasiyetini hatırlayın…

Vakit gazetesini bir düşünün,sırf  İslam dinini her yönüyle ve farklı yönleriyle,bilinmedik yönleriyle açıklayan Turan Dursun’un katledilişini hatırlayın..

Bütün bu olayları ve olguları hatırladığınız zaman ortaya şu gerçeklik çıkıyor ki dinin bu derecede ve kontrolsüz bir şekilde güç kazanması,toplum üzerinde egemen güç haline gelmesi,insanların dinsel dogmalarla kışkırtılması ve bu dogmalarla dimağların zehirlenmesi bugün İsviçre’re özelinde yaşadığımız sorunların ortaya çıkmasına neden oluyor..

Yani dinin toplum üzerinde ki egemenliği din faşizmine neden oluyor..

İşte asıl sorun burada..

Yani tehlike din faşizmin üstü kapalı an be an farklı ülkelerde dinci partiler tarafından yaratılmasıdır..

Ve dolayısıyla da müdahale edilmesi gereken bu dinsel faşizmin gücüdür…

Bu güce müdahale edilmeli ki; minareler yasaklanmasın, cem evleri yasaklanmasın,alevi köylerine cami yapılmasın,Yahudi soykırımları yapılmasın, her din ve inanç insanın kendi ruhunda ve gönlünde özgürce yaşanabilsin..

Yoksa sorunu ortaya çıkaran zihniyetle yine sorunu çözmeye kalkışırsanız sorun daha beter hale gelir..

Ve asıl sorunun ve dolayısıyla da çözümün göz ardı edilmesine neden olursunuz..

İnsanların eşit ve adil bir dünya içerisinde istedikleri inanç ve anlayışı yerine getirmeleri için bu şart..

Dinsel faşizmin önüne geçin en azından inançlarınızı yaşamak için bunu yapın..

Yorum (yok) Yorum yaz!

onur öymen istifa etmelidir...

Tarihin yüz karası olaylarının, utanç verici dönemlerinin örnek alınması gereken dönemler gibi sunulmaması için, ONUR ÖYMEN istifa etmelidir.
Yaşanılan herhangi bir sorun karşısında ilk elden silaha sarılmamak için, zorbaca ölümlerden bahsetmemek için ONUR ÖYMEN istifa etmelidir.
Yaşanılan bir iç sorunu sanki bir karşı düşman kuvveti gibi sunduğu için, ülkemizin işgali ile dersim olaylarını bir tuttuğu için ONUR ÖYMEN istifa etmelidir.
Her şeye ama her şeye rağmen ‘Analar Ağlasın, Ağlayacaksa da’ dediği için ONUR ÖYMEN istifa etmelidir.
Kendi bürokratik, devletçi-milliyetçi, elitist koltuğundan savaş fermaları çıkarmaması için ONUR ÖYMEN istifa etmelidir.
Muhalefet etmedeki beceriksizliğini örtmek için bir halkın ölümünü meşru gösterdiği için ONUR ÖYMEN istifa etmelidir.
Bütün eksikliklerine ve hatalarına karşın ilkelerinin bir tanesinde HALKÇILIK olduğu için ONUR ÖYMEN, partisinden istifa etmelidir.
Katliamı örnek gösteren açıklamalarından sonra verdiği demeçlerde özrü kabahatinden büyük suçlar işlediği için ONUR ÖYMEN istifa etmelidir.
Oturduğu yerden tarihi hüküm vermek gibi bir gaflet içinde bulunduğundan, tarih boyunca zulüm gören bir halkı yine zalimce sözleri ile yaraladığından ONUR ÖYMEN istifa etmelidir.
Hangi parti içinde olursa olsun o partinin ‘insan duruşuna’uymadığından ONUR ÖYMEN istifa etmelidir.
Dersim katliamı sırasında binlerle ifade edilen ölümler ve sürgünlerin acısını yeniden yaşattığı için tarih önünde o katliamı yeniden işlediği için ONUR ÖYMEN istifa etmelidir.
Seyit Rıza ve yoldaşlarının mezarı bile bilinmiyorken bu çağda, ONUR ÖYMEN öyle uluorta hem de genel başkan yardımcısı sıfatı ile katliamı meşrulaştırdığı için istifa etmelidir.
Mensubu olduğu partisinin doğal seçim tabanı olan alevi halkının kendisini o partide görmek istemediği için ONUR ÖYMEN istifa etmelidir.
Dersim katliamında insanların üzerine gaz sıkılırken, fareler gibi mağaralara sokulup öldürülürken, adeta insanlar toplu kıyıma tutulup kesilirken bu zevat hem de bir parti çatısı altında bu katliamı övercesine konuştuğu için partisinden derhal istifa etmelidir.
İstifa etmelidir çünkü istifa etmezse eğer kendisinin o militarist, işkenceci zihniyeti bütün partiyi bağlayacaktır. Bütün bir parti bu utancı beraber yaşamak zorunda kalacaktır.
İstifa etmelidir çünkü ettiği sözler kendisini bağlıyorsa eğer parti kimliği taşımadan bu zehir kusan sözlerini dile getirmelidir.
Son sözde partisine; eğer ONUR ÖYMEN istifa etmiyorsa bu utanca ortak olmamak için, bu katliamcı zihniyetle aynı kimliği taşımamak için bu zevat CHP’den ihraç edilmelidir.
Yüz binlerce alevinin de mensubu olduğu CHP’de bu zevatla mazlumları, emekçileri hakkın ve doğruluğun izini bu partide arayanları, aynı çatı altında aynı fotoğrafta göstermemek için adı geçen zevat partiden ihraç edilmedir.
Öyle genel başkan yardımcısı gibi şöhretli sıfatlarında densizce kullanıldığında nasıl alaşağı edilebileceğini göstermek için, bu sıfatların saltanatını yıkmak için ONUR ÖYMEN derhal ve zaman geçirmeden ihraç edilmelidir.  

Yorum (yok) Yorum yaz!

gündemin gösterdikleri

Gündem ışık hızıyla değişirken ve bu değişimde aslında bir durum ya da olgunun farklı biçimlerde karşımıza çıkması olarak bize yansırken oturup düşünmek lazım, aslında olan biten ne?

Öncelikle malum davada olan bitenler ve bu davanın ana aktörlerinden biri olan silahlı kuvvetlerin durumu önemli. Öyle ki silahlı kuvvetler bu dava ekseninde nereye oturuyor, malum dava ile yapılmak istenen ne bunların cevabını bulmamız lazım. Çünkü bu sorular şu an basının bize yansıttığı en önemli gündem konuları.

Lafı çok uzatmadan bu soruların cevaplarını vermek gerekirse malum davada yapılmak istenen hükümet ekseninde bir zihinsel değişim ve dönüşümdür. Bu değişimin yönünü de pek tabiî ki iktidarın ideolojik dünyası belirliyor. Onun içinde iktidar kendine benzeyen, kendi gibi düşünen bir yargı, bir ordu, bir eğitim sistemi oluşturmaya çalışıyor. Yargıda olup bitenlere baksanıza inanılacak gibi değil ama malum davanın başsavcısı bile davada şüpheli gibi değerlendiriliyor. Anlaşılan malum başsavcı kontenjandan seçilen biri değil, onun için gözetim altında tutmuşlar. Her neyse şu an için ortalığı kasıp kavuran sürecin arkasında bu hedef var.

Gelelim silahlı kuvvetlere, işte burası önemli yani iktidarın hedefi doğrultusunda bir silahlı kuvvetler oluşturulması o kadar kolay bir iş değil. Bunun iki sebebi var birincisi silahlı kuvvetlerin hiyerarşik yapısı ve sistematik düzeni bir çırpıda değişebilecek bir esneklikte değil. İkincisi ise, ki önemli olan burası, silahlı kuvvetlere hakim olan paradigma iktidarla uzlaşabilecek yapıda değildir. En azından şimdilik bu böyledir. Yani generaller ve üst düzey komuta kademesi isteseler de iktidara uygun bir silahlı kuvvetler yapılanmasını şu an için oluşturamazlar. Dediğim gibi silahlı kuvvetler ideolojisine ve hakim paradigmasına aykırı bir durumdur bu. Dolayısıyla silahlı kuvvetlerin sıkıntısı diğer yapı ve kurumlara göre çok daha zordur. Öyle ki son olarak basına yansıyan ‘Bilgi Destek Planı’nda bu ortaya çıkmıştır. Bu planda silahlı kuvvetlerin, iktidarın oluşturduğu ‘Yeni Türkiye’konseptinde nereye oturabileceği tartışılması yapılmıştır. Ki bu durum bile silahlı kuvvetlerin ne kadar hazin bir noktada olduğunu gözler önüne sermiştir. Seksen küsur yılık bir kurum bir anda zihinsel bir dönüşümü nasıl yapacaktır ayrıca bu dönüşümün yönü hakim silahlı kuvvetler ideolojisi ile taban tabana zıt iken.

            Yazının başında da ifade ettiğim gibi ‘İşçi Partisi’ile bu kadar uğraşılması da, malum davanın ‘Dallas’dizisine dönen entrikaları da, Albay Dursun Çiçek nezdinde ki silahlı kuvvetlerin durumu da, Yargıda olan biten gelişmeler, telefon dinlemeleri de hakim gündemin farklı biçimlerde karşımıza çıkan durumundan başka bir şey değildir. Resmin bütünlüğü bize bunu göstermektedir. Sancılı bir değişim ve dönüşüm ile karşı karşıya bulunmaktayız anlayacağınız. Şüphesiz bu değişim ve dönüşüm farklı yerlerde ve farklı zamanlarda yer yer karşımıza çıkıp gündemimizin merkezine oturacaktır. Burada önemli olan ise bütün bu ‘flaş’gelişmelerin arkasında ki esas mesele ve yeni Türkiye gerçeğidir. Son olarak şunu ifade etmekte fayda var ki bu yeni Türkiye paradigmasında cemaatin durumu da oldukça önemlidir. Çünkü cemaat yeni Türkiye’nin oluşturulma sürecinde epeyi aktif bir rol üstlenmiştir. Bakalım kurulması istenen yeni düzende cemaat kendine hangi yeri istemektedir.

Yorum (yok) Yorum yaz!

İnsanlık Ayıbı ve Onur Öymen Vakası

                                                  İnsanlık ayıbının, insanlık utancının sadece baskı, katliam ve işkence ile yapılmadığını bütün bu zorbalıklara alkış tutanlarında, destek verenlerinde o ayıba imza attıklarını bir kez daha hem de kendine sosyal demokrat diyen bir politikacıda gördük.

Evet, sözün en yalın haliyle Onur Öymen ‘Dersim Olaylarıyla’ilgili sözlerinden dolayı bir insanlık ayıbına imza atmıştır ve tarihe kendisi bu sıfatla geçecektir.

Çünkü Onur Öymen Dersim olaylarını bilmeyecek kadar saf birisi değildir ve bu sözleri de bilerek ve isteyerek söylemiştir.

Yani söylediklerine inanmıştır, söylediklerinin arkasındadır.

Yani Öymen, Dersim’de yaşananları ‘Terörist’bir hareketin sonrasında olayların bastırılması ve bu baskınında gayet tabi,gayet doğal bir sonucu olarak görmektedir.

Ve dolayısıyla orada söz konusu olan ‘isyan’da katledilenler, sürgün edilenler,yersiz yurtsuz bırakılanlar bu muameleyi hak etmişlerdir ve onlar teröristtir.

Ve işte o teröristlere ne uygulandıysa bugünde kürt sorunu için aynı şey uygulanmalıdır...

Yani analar ağlamaya devam etmelidir..Kürt sorunu silahlarla çözülmelidir.. Baksanıza Öymen ne diyor: Analar ağlamasın. Biz şu Yunanlılarla anlaşalım.” dedi mi? Şeyh Sait isyanında analar ağlamadı mı? Dersim isyanında analar ağlamadı mı? Kıbrıs’ta analar ağlamadı mı? Bir tek kişi Türkiye’de çıkıp da “Analar ağlamasın diye, bu mücadeleyi durduralım.” dedi mi? Dünyada diyen var mı? Amerika’da bir saat içinde 3 bin kişiyi öldürdü teröristler. Bir Amerikalı devlet adamı çıkıp da “Aman, analar ağlamasın. Şu teröristlerle bir uzlaşalım.” dedi mi? İlk siz diyorsunuz. Niçin? Çünkü, terörle mücadele cesaretiniz yok. Sizden önceki bütün hükûmetlerin gösterdiği cesareti siz gösteremiyorsunuz.

Evet, Öymen aynen böyle söylüyor…

Ne güzel değil mi eğer birileri öldürüldüyse,birileri zulme maruz bırakıldıysa olan isyanın bastırılması,asilerin susturulmasıdır değil mi?

E o halde CHP parti olarak neden 12 Eylül darbesine karşı çıkıyor..

Darbecilerin yargılanmasını istiyor; darbe de sözüm ona bir isyan,bir anarşi ortamına son verilmedi mi?

Sokaktaki ‘başıbozukluk’ve ‘terörist’ faaliyetler böylelikle önlenmedi mi?.

Ama bakın CHP bu konuda öyle düşünmüyor aksine darbecilerin yargılanmasını,suçluların cezalandırılmasını istiyor..

Demek ki Öymen’in dediği gibi değilmiş; yani illa da her zaman işkence gören,öldürülen,baskı ve zulme maruz kalan suçlu değilmiş..

Ve demek ki Öymen’in mantığı ‘dikta’, ‘faşist,’ ‘zorba’ bir mantıktan öteye gitmiyormuş burada..

Vay efendim neymiş o dönemde yapılanların sorumluları neden öyle yapmış..

Allah aşkına böyle bir mantık olur mu?.

Öyle yapmışlarsa yanlış yapmışlar, kusur işlemişler,bir insanlık ayıbına da onlar imza atmışlar..

Kaldı ki idariciler,devlet yöneticileri,siyasetçiler yanlış yapmaz diye bir şey yok…

Bal gibide yaparlar..

Bakın Hitler’e,Bakın Mussoloni’ye,Bakın Bush’a dönemlerin en büyük katillerindendirler bu zevatlar…

Demek ki siyasetçiler de kimi zaman cellat olarak çıkmışlar karşımıza…

Sonra Öymen dediklerine o kadar inanmış ki ha bire savunuyor sözlerini..

Ne diyelim savunsun ama orta yerde duran bir insanlık var, bir vicdan var, bir doğruluk var…

Yani demem o ki insanlığına saygısı varsa Öymen’in biraz; azıcık düşünsün azıcık vicdanını sorgulasın…

Dersim katliamında asılarak katledilen Seyit Rıza bu katliamı yapanlara söylenecek sözü daha o zaman söylemiştir aslında..

Halk önderi: ‘“Evlâd-ı Kerbelâ’yık; Bî-Hatayık; Ayıptır. Zulümdür. Cinayettir.” demiştir..

 

Kerbela çocuklarıyız,Hatasızız,masumuz,ayıptır,zulümdür,cinayettir yaptığınız demiştir Seyit Rıza…

Seyit Rıza önderin sözleri ile dersek; Ayıptır Öymen, Sözlerin zalimcedir,cinayete alkış tutmaktasındır...Bunuda böyle bilesin..

Yorum (yok) Yorum yaz!

TSK ve 12 Eylül

                        12 eylül darbesinin yaptıklarını göstermek için ikide bir rakamlara sarılıp işte şu kadar insanı astılar, şu kadar insanı işkenceden geçirdiler, dernek ve sendikaları kapattılar, yetmedi partilerin kapısına da kilit vurdular, bütün demokratik hakları bile gasp ettiler,insanlara işkence ettiler ve dahası göz altılar, faili meçhuller,sürgünler işte bunların hepsi 12 eylülde oldu demeye gerek yok. Gerçek bu çünkü ve bu gerçek sayılarla, tanıklarla, belgelerle sabit bir gerçek. O halde 12 Eylül’ü de onun savunmasını da yapmaya yanaşmamak lazım değil mi en asgari insan mantığından..

            Ama bizim Ordumuz her nedense ikide bir 12 Eylül’ü ve onun paşasının savunmaktan, ona sahip çıkmaktan geri durmuyor nedense. Nedendir bilmiyorum 12 Eylül’ü eleştirince kendilerine bir saldırı mı geldi sanıyorlar, darbenin eleştirisi ile TSK’nin yıpratıldığını mı düşünüyorlar bilmiyorum ama generallerin bu kötü huyunun ikide bir ortaya çıkması hiç hoş değil. Hoş değil çünkü ortada bir insanlık ayıbı var, ortada bir katliam ve işkencelerle dolu bir geçmiş var onun için nerden bakarsanız bakın bu darbe ve bu darbeyi yapan hiçbir kimse savunulamaz, sahip çıkılamaz.

            Ama gelin görün ki TSK her nedense böyle yapmıyor. Hatırlayın önce bu darbenin paşazadesini hastanede ziyaret ettiler sanki çok makbul bir insanmış gibi. Hayır, bu kurumsal duyarlılık denilen şey hak edene yapılmaz mı, yoksa oh ne ala adam assın kessin ondan sonra da 'paşalar' gibi ağırlanmaya devam etsin. İşte bu sebeple TSK’nin yaptığı doğru değil her ne sebep ve gerekçeyle olursa olsun doğru değil. Ha eğer denilmek istenen biz 12 Eylül’e sahip çıkıyoruz mesajıysa işte o zaman durum değişir, o duruma karşı söylenecek söz de…

            İşte ben TSK’nin komuta kademesinin, darbe paşasını ziyareti üzerine ne zamandır böyle düşünürken ve canım fena halde bu konu üzerine sıkılmışken TSK bir de 12 Eylül’ü anlatan 'Bu kalp seni unutur mu'adlı  diziye karşı hem de basın brifingi ile karşı çıkmasın mı, o diziyi eleştirmesin mi? İşte o an sözün bittiği yer burası dedim. Bu kadarda olmaz dedim. Dizide 12 Eylül karanlığının işkenceleri, insanlık dışı uygulamaları, insanın izlerken bile görmeye tahammül edemediği sahneleri benim aklımın almadığı bir şekilde TSK tarafından eleştirildi. Ve kendi kendime şunu düşündüm o an: Bu ordu kimin ordusu milletin ordusu değil mi bu ordu,halkın ordusu değil mi bu ordu?Eğer öyleyse halkına onca cefa çektiren,halkına hayatı zehreden,insanlık dışı her şeyi halkına reva gören bir ordu konseptini ve o konseptin başındakileri nasıl savunur bu ordu. Bu ordu kendi varlığını yasal dayanak olarak Türkiye halkının savunusu ve can güvenliği olarak alıyorsa nasıl olurda o halkın canına kast edenleri savunabilir? Onlar hiç okumadılar mı ki darbe sonrası ABD yetkililerinin ‘bizim çocuklar işi bitirdiler’ deyişini. Ben okudum ve okuduktan sonra ABD’nin bu çocuklarına bir kez daha ve zerre kadar hak vermedim. Şimdi TSK’nin komuta kademesine sormak lazım; emri bile dışarıdan gelen en azından bu yönde kuvvetli biçimde iddialar olan ve kendi halkına ‘katliam’ yapan bir süreci nasıl sahipleniyorsunuz ve ne hakla bu insanlık ayıbının gözler önüne serilmesine karşı çıkıyorsunuz…

 

Yorum (yok) Yorum yaz!

biri ihbar mektubuda diğeri aşk mektubu mu

    Ahlaktan,onurdan, haktan,hukuktan bi haber biat medyası bir subay tarafından gönderildiği iddia edilen ihbar mektubunu anında manşetlerine taşıdılar, anında başlıklar sardı ortalığı,kalemler anında siper edildi ve ateş başladı..

Ortalık değme demokratlarla doldu;sözüm ona bunlar, insan haklarından,özgürlüklerden,demokrasiden yanalar ya ihbar mektubunda yazılanlara ateş püskürdüler hemen..

Bir nutuklar bir nutuklar görmeyin,sanırsınız efendiler hayatlarını demokrasiye ve özgürlüklere adamışlar..

Şimdi mesele pek tabiî ki mektubun içeriği ve o içeriğe karşı söylenenler değil,mesele bu biat ordusu gazeteci askerlerin yarattığı manipülasyon..

Bu biat ordusunun gazeteci cephesi öyle bir hava estiriyorlar ki sanırsınız efendiler hakikaten de demokrasi ve haklar için böyle yapıyorlar..

Şimdi bu efendilere sormak lazım neden şimdiye kadar sizin o meşhur kalemleriniz AKP’lilerin yaptıkları yolsuzluklara dair tek bir satır yazamadı..

Neden Şaban Dişli’ler, Dir Mengir Mehmet Fırat’lar, Ali Dibo’lar sizin o iman dolu hak yüreklerinizde bir sızı yaratmadı..

Hani siz haktan, hukuktan yanaydınız hani siz milletin yanındaydınız; milletin hakkını ‘sizinkiler’ çalınca bir şey olmuyor mu beyler; sizinkiler millet iradesine ipotek koyunca neden sesiniz çıkmıyor da ihbar mektubuna karşı aslan kesiliyorsunuz..

Her ikisine karşı ses çıkarında bizde alkışlayalım sizi, yoksa ucuz kahramanlığa soyunmayın,halkı kandırmayın..

AKP’li Akfırat belediyesi ve belediyenin yaptığı suçlarla ilgili haberler ayyuka çıkacak vaziyetteydi,o vaziyetten kim bilir, hangi bağlantılar hangi karanlık ilişkiler çıkabilirdi;ne oldu dedektif ruhunuz suya mı düştü burada..

Neden burada da o araştırmacı gazetecilik maharetinizi,coşkunuzu kullanmadınız..

Sonra Deniz Feneri davası ile ilgili tek bir kalem oynatmadınız oysa ortada ne büyük iddialar, ne büyük haberler ne büyük olaylar vardı..Deniz Feneri neden size cazip gelmedi,neden bir haber değeri görmediniz bu olayla ilgili..

Ha bire belge yayınlayıp duruyorsunuz ha bire yazıp çizip duruyorsunuz ama alenen suç işlediğinizi,alenen,karanlık ilişkiler içinde olduğunuzu görmüyor musunuz efendiler..

En basit hukuk kuralıdır ki bir soruşturma gizli yürür oysa siz bırakın gizliliği nerdeyse savcılarla ortak çalışıyorsunuz..

Savcılığa ulaştığı söylenen belgeler bir bakıyoruz ki bir den sizin elinize geçmiş;bu değirmenin suyu nerden geliyor böyle;kim veriyor size bu belgeleri,kim servis ediyor o gizli olması gereken dosyaları..

Neden bunlar üzerine bir çift kalem oynatmıyorsunuz hani siz hukuktan, yasalardan yanasınız ya neden bu hukuk dışılığı bu suç olan haberciliği yazmıyorsunuz…

Daha da vahimi efendiler Başbakan Erdoğan ile İş adamı Remzi Gür arasında geçtiği iddia edilen telefon konuşmaları yayınlandı bir TV kanalında..

Konuşmada Erdoğan Remzi Gür’den kızı için 20-25 ’ gönderilmesini istiyor..

O da ‘tabi efendim,siz merak etmeyin efendim,müsterih olun efendim’mealinden cevaplar veriyor..

Şimdi bu görüşme bu konuşma sizin için zerre kadar bile de mi haber değeri taşımıyor ki gazetede bunun haberini vermiyorsunuz..

Başbakan bir işadamından kızları için para gönderilmesini istiyor üstelik bu işadamı CHP milletvekiline rüşvet teklif edilmekten yargılanmış suçu sabit görülmüş ve ceza almış bir işadamı..

Üstelik bu işadamı daha geçenlerde Halis Toprak’ın köşkünü yok parasına TMSF’den almışken,yani ortalıkta ‘işadamına kıyak geçildiği’iddiaları hala canlı iken..

Ve böyle bir isim ile Başbakan’ın arasında  ‘talimat üzerinden’para istekleri konuşuluyor iken; en azından iddia böyle iken,

İnsan iki çift laf etmez mi buna dair,insan iki satır haber ayırmaz mı bu olaya dair..

Bahsi geçen konuşmanın araştırılmasına ,konuyu incelemeye dair tek bir söz edilmez mi?.

Ergenekon iddianamesinde insanların günlük konuşmalarını bile gazetelere taşımıştınız,ortada Başbakanla ilgili çok ciddi bir durum var neden bunu da yazmıyorsunuz..

En son ‘ihbar mektubuna’mal bulmuş mağribi gibi çullandınız,sığ yüzeysel tamamen propaganda içerikli yazılarınız ile mektubu göklere çıkardınız,ihbar mektubu dediniz..

Ee Başbakanla Gür arasında geçen konuşma ne peki,aşk üzerinde mi konuşuyorlar,doğa olayları üzerine mi konuşuyorlar neden bu durumun etik,hukuki ve ahlaki yanını sorgulamıyorsunuz..

Bırakalım her şeyi neden bu konuşmanın arka planında yatan gerçeklikleri araştırmıyorsunuz…

Başbakan hangi samimiyet, hangi ilişkiler ağı ile bir işadamıyla parasal konularda konuşur neden merak etmiyorsunuz…

Postadan gelene ihbar mektubu muamelesi, diğerine aşk mektubu muamelesi..

Oh ne ala demokratlık,ne ala özgürlük savaşçılığı..

Sizin yaptığınız biat gazeteciliğinden,sizin yaptığınız iktidar,cemaat gazeteciliğinden başka bir şey değil efendiler..

Onun için boşuna özgürlük naraları atıp durmayın gerçek niyetinizi ve çıkar ilişkilerinizi bilen biliyor..

Onun için darbe karşıtlığı maskesine bürünerek yaptıklarınızın görülmediğini düşünmeyin,

Her şey ortada ve net..

Ha sonra darbe karşıtıysanız darbenin ağababası Çankaya Köşkü’nde ağırlanırken nerdeydiniz..

Darbenin ağababası başbakanla yan yana iken nerdeydiniz..

Yüzlerce insanın canına kıyan,milyonlarcasının hayatını alt üst eden,yakan yıkan adama neden ses çıkarmadınız..

Neden darbecilerin yargılanmasını engelleyen maddenin kaldırılması isteğini manşetlere taşımadınız..

Neden, çünkü sizin biat ettiğiniz sizin ‘kulluk’ ettiğiniz iktidar darbenin ağababasına ses çıkarmadı da,darbenin ağababasını aslanlar gibi köşklerde ağırladı da ondan..

İşte sizin her şeyiniz böyle başbakanın konuşması geçer suspus, sanki ortalıkta hiçbir şey yok gibi, iktidar partisine muhalif iki ses çıkar ortalık allak bullak,manşetler birbirini kovalar..

Onun için çırpınmayın, yüzünüze sürdüğünüz o kirli maskeler başkalarına fırsat kalmadan yine sizin tarafınızdan düşürülüyor,yormayın kendinizi boşuna..

Onun için vuracaksanız doğru yerden vurun, hedefinizi baktığınız yerden doğru seçin…

Yoksa şaşı gözlerle seçtiğiniz hedef dönüp dolaşıp sizi vuracaktır eninde sonunda…

Yorum (yok) Yorum yaz!

Davalar, Olaylar, Haberler, Olgular

                      ‘AKP ve Fethullah Gülen’i Bitirme Planı’ diğer bir adıyla 'İrtica ile Mücadele Planı' gelen bir ihbar mektubu ile yeniden  tartışmaların odağı haline geldi. Fakat tartışmaların  sadece ‘belgenin gerçekliği 'üzerine kilitlenmesi ister istemez belegenin arka planın gözlerden kaçırdı. Pek tabi ki ‘belge’diye ifade ettiğim planın  adı geçen kesimlere karşı hazırlanması çok ciddi bir durum ama bu ciddi durum resmin bütünündeki ciddiyeti ortadan kaldırmıyor. Yani resmin diğer parçaları da bir o kadar ciddi ve o parçalar üzerinde de durmak lazım..

            İşte o parçalara eğilmek için buzdağının sadece görünen yüzü ile değil o dağın arkası ile de ilgilenmek lazım. Örneğin ‘meşhur’planın varlığı bir gerçeklik, evet bir olgu ama aynı anda ‘haberin’bütününde o planın nasıl en ince ayrıntılarına kadar savcılığa sızdırıldığı, savcılıktan basına servis edildiği, habere konu olan Fethullah Gülen cemaatinin ekonomik ve bürokratik gücünün yadsınamaz bir gerçeklik olduğu; planın bugüne kadar ‘ihbar’edilmemesinin gerçek nedenleri de haberin diğer parçaları. Eğer bu parçalar yok sayılıp sadece bakılan pencereden kendine göre en ağır ‘olguyu’ çıkarırsak, bu olgu üzerinden haberi verme yoluna gidersek aslında o haberin ve habere konu olan gerçekliklerinden içini boşaltmış oluruz…

            Şu bir gerçek ki gerek AKP olsun gerek ‘Cemaat’olsun varlığı ve yaşama bakış açısı ile TSK arasında bir doku uyuşmazlığı var. TSK’nın beslendiği kaynaklar, taşıdığı değerler, sahip çıktığı siyasi görüşler ile Cemaat ve AKP’nin görüşleri, düşünceleri farklı ve bu farklılık bugünden ortaya çıkan bir durum değil. Öyle ki sadece ‘Cemaat’ adına TSK’ da düzenlenmiş ‘dini örgütler ve cemaatler’ isimli benim okuduğum iki rapor var. Yani TSK’nın cemaatten hoşlanmadığını bilmek için alim olmaya ya da böyle bir planın mevcudiyetine gerek yok öte taraftan iktidar partisinin öncülleri olan partilerle TSK’nın ilişkilerin nasıl olduğu da aşikar bir durum. Yani demek istediğim biz iddia edilen plandan haberdar olsakta olmasak da adı geçen kurumlar arasında bir sorunun bir uyum sorunun olduğu bir gerçek ve bence de üzerinde asıl durulması gereken bu. Yani şöyle ki neden TSK ile Cemaat böyle bir çatışma içerisinde Cemaatin varlığı neden tehlike arz etmekte, AKP’nin aynı şekilde bu sorunun neresinde duruyor? İşte resmin parçalarında bu -biraz önce ifade etmeye çalıştığım- ‘olgularda’ var ve bu olguların bütünlüğü resmi gerçekçi kılıyor yoksa tek başına öne çıkarılan ağırlık olgu değil..

            Diğer taraftan hemen şunu ifade edeyim ki TSK’nin böyle kendine göre tehditler ve yok edilmesi gerekenler planları hazırlaması ne demokrasi adına kabul edilebilir ne de bu TSK’nın görevi olmalıdır. Fakat burada da önemli bir çelişki var ki TSK iç hizmet kanununa göre ordunun böyle bir görevi var. Yani TSK bu kanuna göre sadece yurt dışı değil yurt içi tehditlere karşıda ülkesini savunmakla mükellef bir kurumdur. İşte bu kanundan yola çıkılarak da sanırım TSK böyle planlar hazırlamayı kendine bir görev arz ediyor. Burada yapılan yanlışlığın önüne geçmek için bir bütün olarak TSK’nın görev alanı ve faaliyetlerin belirlenmesi aynı zamanda bu belirlenimin sonrasında bu görevi ‘layıkıyla’yerine getirecek unsurların ortaya konması gerekir.  

            Örneğin bu unsurlardan birisi olan ‘polis’in gerek halk nezdinde gerekse de kamuoyu nezdinde ne derecede kabul görebileceğini bir düşünün. Adı ‘Cemaatle’ birlikte anılır hale gelen bir kuruma sizce insanlar güven duyabilirler mi ve yine sizce bu durumda ihbar edilen plan kadar önemli ve sarsıcı değil mi?

Yorum (yok) Yorum yaz!

gençler sorularınızı bekliyor..

Dünyanın başka yerlerinde sanki güllerle,çiçeklerle karşılanıyor bu IMF’de bizim çocukların gösterdikleri tepkileri gösteriyorlar bir. Hele bir şöyle medya taraması yapın,arşiv taraması yapın bakalım IMF gittiği ülkelerde nasıl karşılanmış ondan sonra bizim çocuklara bir şey söyleyin..

Bizim gençler kızmış malum o zaman gidin bir sorun neden bu kadar kızdınız deyin ya da kime bu öfkeniz deyin, öyle yüzeysel sığ analizlerle olayları yansıtmayın..

Sorun mesela gençlere ‘hedefiniz neden özellikle bankalar deyin’ ‘hedefiniz neden özellikle uluslar arası şirketler deyin’..

Soru mu yok siz neye karşı çıkıyorsunuz deyin,sorun neyde siz bu kadar öfkelisiniz bu kadar kızgınsınız deyin..

Ama yook ne gerek var bunları sormaya;işte kendini bilmez,vatan haini gençler dersiniz; o zaman sorunun varlığından da uzaklaştırırsınız insanları değil mi?.

İnsanların neden orada o şekilde eylem yaptıklarıda ortaya çıkmaz değil mi?

Zaten hep böyle yapmıyor musunuz siz ah siz..

Belli gençlerin öfkesi var,hıncı var,saldırısı var..

Ama bu duygular,bu düşünceler gökten zembille inmedi ya bizim çocuklara şöyle bir açık oturum yapın,mikrofon uzatın,düşüncelerini alın gençlerin..

Bakalım o zaman ne diyecekler, kendilerini nasıl ifade edecekler…

Gençler sömürü diyor,açlık diyor,yoksulluk diyor..

Bu söylenenleri bir tartışmaya açın bakalım altından neler çıkacak,insanların canları nasıl yanmış ki bu kadar isyan ediyorlar..

Onlara bir sorun; cam dediğin nedir ki yerine yenisi de takılır ama yoksulluk ama açlık ama haksızlık, sömürü öyle değil…

İsyan etmeyince, ses çıkarmayınca, karşı durmayınca, hakkını aramayınca bitmiyor ne sömürü ne de açlık…

Onun için gençler değil de siz sakin olun bakalım;olan biten bir şey yok ha şu var ki tarih hep böyle başkaldırılarla eşik atlamıştır,kazanımlar hep böyle elde edilmiştir..

Korkunuz çekinceniz ondansa onu bilemeyeceğim…

Sonra bakın gençler küreselleşme diyor, finans merkezleri diyor, tefeciler diyor en önemlisi de kapitalizm diyor…

Sormak lazım değil mi nedir bu kavramlar küreselleşme nedir mesela kimin lehine işler kimler kazanç elde eder bu süreçten ya da şimdiye kadar kimler kazanç sağlamıştır kimler boğazına kadar batmıştır bu süreçte…

Gençler bağırıyorsa küreselleş-me diyorsa bu soruların cevaplarını da verirler herhalde..

Kapitalizm sonra…

Açın bir okuyun bakalım şu kapitalizmi nedir bu böyle neden insanların bütün iktisadi eşitsizlikleri,haksızlıkları,güç ilişkilerini,sömürüyü bu olguya bağlıyorlar..

Açın hele bir okuyun bakalım belki gençler bu isyanlarında haklılardır. Belki canlarına tak ettirmiştir bu kapitalizm siz bir okuyun bakalım…

Okumuyorsanız o zaman gençlere soracaksınız hazır kapitalizmin en iyi anlatılacağı zamanı da buldunuz öyle ya gençler kapitalizm diye ortalığı kırıp geçiriyor..

Sorun gençlere isyanı,öfkelerinin nedenlerini,ne yapmak istediklerini sorun..

Sonra dedim ya bu kadar endişe etmeyin çok çok devrim olur isyanın sonunda; Fransız devrimi de böyle olmadı mı sanki…

Ha  bu arada polislerde kırmızı karanfillerle karşılamadı gençleri;siz bir biber gazı ,gaz bombası yeyin de ondan sonra insan nasıl davranıyormuş birde onu görün..

Etrafınız sizi düşman askerleri gibi sarsın,alanlar size dar edilsin,sesinizin çıkmasına izin verilmesin üstüne üstlük de tekme tokat üstünüze binilsin bakalım o zamanda bu kadar rahat suçlayabilecek misiniz gençleri..

Yorum (yok) Yorum yaz!

Online Sayac