düşlerimiz vardı oysa

           
Öğleden sonra tüm sıkıcılığı ile kendini hissettiriyordu gazetede..Ve dışarıda gürül gürül yağan yağmur bu sıkıcılığı adeta pekiştiriyordu..Yağmurlu ve kapalı bir hava, gazetede o sıkıcı ortam ve hazırlanması gereken haberler..Pelin dalıp giderken bu boğucu ortam içinde, aniden çalan telefonun sesi ile kendine geldi..arayan arkadaşı murat idi.. 'pelin hemen gel taksimde eylem var’diyordu..Pelin ‘ne eylemi,ne olmuş’dedi..Murat heyecanlı bir sesle ‘bilmiyorum ama epeyi kalabalık var,gelsen iyi olur' diye cevap verdi..Pelin bir an düşündükten sonra ‘tamam geliyorum’diye telefonu kapattı..sonra da ‘şimdi haber beğenecek halde değilim’diye kendi kendine söylendi ve çantasını alıp gazeteden çıktı. Yol boyunca acaba ne olayı diye düşündü..yol da bu tür olaylara ne çok gittiğini, ne çok acınası manzara ile karşılaştığını düşündü.. ‘bir yanda tepkilerini dile getiren,bilinçli insanlar diğer yanda onları kontrol altına almak ve durdurmak zorunda bırakılan polisler’diye diye düşündü..belki herkes kendi çapında haklı idi ama yinede polisler eylemcilere çok sert davranıyordu..belki eylemcilerin güvenliğinin sağlanması ve etrafa zarar verilmesinin önlenmesi görevleri olabilirdi ama bazıları bunun sınırlarını aşıyordu;sonuçta oraya kimse keyfinden gelmiyordu..ama öte taraftan da polisler de bir yerlerden emir alıyorlardı ve aldıkları emiri uygulamak zorunda idiler….

        Tüm bu düşünceler pelinin zihnini kurcalarken otobüsün taksime geldiğini fark etti pelin..eylem olduğu için otobüs güzergahını değiştirmiş ve farklı bir yoldan gelmişti taksime..pelin otobüsten inince heyecanla çevresine bakındı..ortalıkta öyle göze çarpan bir şey yoktu.. biraz daha ileri yürüdü..sonra uzaklardan gelen sesi dinlediğinde ‘tamam işte sesler geliyor' diye söylendi kendi kendine sonra.. seslerin geldiği alana doğru hızla yürüdü ve ‘susma sustukça sıra sana gelecek’, ‘iş,ekmek,özgürlük’ ‘ekmeğimiz,aşımız yaşasın sendikamız’sesleri ile birden kendini eylem alanın içinde buldu pelin.. yüzlerce eylemci,onları izleyen yüzlerce polis.sonra birkaç simitçi,su satan birkaç kişi ve üç beş gazeteci eylem alanını çokta doldurmuştu bile..sendika temsilcisi her halinden belli olan bayan eylemci ‘bakın biz sizin de hakkınızı savunuyoruz, bırakın yürüyelim,izin verin’diye polislerin amiri ile yüksek sesle konuşuyordu..amir ise ‘bakın eyleminiz yasa dışı basın açıklamanızı yaptınız şimdi dağılın ‘diye bağırdı..sendika temsilcisi ‘bizim eylemlerimiz için izin almamız söz konu değil,bu anayasa da bile yazılıdır, asıl siz yasalara uymuyorsunuz ve sizin bu yaklaşmınız yasa dışı’diye bağırarak yanıt verdi..pelin ‘birazdan olacakları anlamışçasına ‘eyvah yine olaylar çıkacak’dedi..ve hemen fotoğraf makinasını çantasından çıkardı.. çıkarması ile de birden kendini polisin sıktığı biber gazının içinde buldu..hiç bir şey göremiyordu.. 'aman allahım,ne oldu şimdi’diye bağırdı..önceden alışktı bu tür eylemlere ama bu kez fena yakalanmıştı pelin..biber gazının etkisi ile iyice kötüleşen pelin can havli ile kendini bir duvarın köşesine attı..polisler,eylemcileri dağıtmaya çalışıyor,biber gazları,tazyikli su,plastik mermiler..ortalık toza dumana karışmıştı..eylemcilerin bir kısmı kaçıyor,bir kısmı ise inatla ve ısrarla durduğu yerden kalkmıyorlardı..polisin tutumu ise her zaman ki gibi çok sertti..saçlarından sürüklenerek otobüslere bindirilen kızlar,kafalarına inen coplar
eşliğinde,tartaklanan öğrenciler,memurlar, balık istifi şeklinde otobüslere bindiriliyordu.. pelin doğru düzgün fotoğraf bile çekememişti. Ama şu durumda bunu düşünecek hali bile yoktu...

      Boğazını yakan o acı içinde kıvranan pelin birden başında bir polisle karşılaştı.. 'bunlarda anarşist,komünist,kaltak’diyen birini gördü..sonra birden kaçmak istedi.ama aynı polis bu kez copu ile  peline vurmaya başladı..başına,sırtına her yanına inen coplar pelini birden yere düşürdü..acılar ve çığlıklar içinde yerde bayılmak üzere olan pelin birden bir polisin ‘ne yapıyorsun sen psikopatmısın,görmüyormusun kız gazeteci’diyen bir başka polisin sesi ile irkildi..pelinin baş ucuna gelen polis hahifçe başından tuttu.. ama pelin kanlar içindeydi..eli yüzü her tarafı kan olmuştu..’durun hareket etmeyin’sizi hasteneye götüreceğim dedi…

            Pelin kendine geldiğinde duvarları turuncu bir odada olduğunu fark etti.. başı şiddetli biçimde ağrıyordu..nerdeyim ben diye söylendi kendi kendine..sonra başucunda hiç tanımadığı birinin olduğu gördü..'nihayet uyandınız' dedi polis memuru Salih..'nihayet'... pelin iniltili bir sesle 'siz kimsiniz' dedi.. Salih 'ben polis memuru Salih,eylem alanında bayıldınız bende sizi hastaneye getirdim' dedi..pelin yavaş yavaş kendine gelmeye başlıyordu..sonra her şeyi hatırladı,eylemi,gaz bombalarını,copları,başucuna gelen ve şimdi isminin Salih olduğunu öğrendiği polisi..'off tamam' dedi pelin 'tamam hatırladım sizi'..sonra bir süre eylemi ve sonrasını konuştular..sonra Salih pelinin ailesine haber verip kendi kartvizitini de peline bırakarak hastaneden ayrıldı....

      Hastaneden çıkalı on gün olmuştu ama pelin hala yaşadığı şoku atlatamamıştı..'neden' diyordu,'bu öfke bu kin neden'bu kadar acımasıca yaklaşıyorlar insanara''.''.kaldı ki ben eylemci bile değildim, kim bilir eylemci olsam neler gelecekti başıma''…pelin on gün boyunca bu düşünceler etrafında bir yandan evde dinleniyor diğer yandan da sürekli kitaplar okudu..insan psikolojisi,kitle psikolojisi, sonra siyasi içerikli kitaplar sürekli bir şeyler karıştırıyordu…10 günün sonunda birden akınla Salih geldi... ''çocuğa arayıp bir teşekkür bile edemedim'' dedi… ki Salih olmasa belki de şimdi çok daha kötü bir durumda olacaktı..ve çantasından salihin kartvizitini çıkarıp aradı..telefon üç defa çalmasına rağmen cevap gelmiyordu..pelin telefonu kapatacakken 'alo' sesini duydu..pelin ''şey ben pelin'' dedi..''eylem alanından ben hastane götürmüştünüz..arayıp teşekkür etmek istedim'' dedi..salih ''tamam hatırladım'' dedi..''geçmiş olsun şimdi nasılsınız'' diye sürdürdü sözlerini..''sağolun daha iyiyim şimdi ''diye cevap verdi pelin..''emniyet teşkilatı sağolsun 10 gündür evdeyim ve hala o copların sızsını yaşıyorum'' dedi pelin..salih ''talihsiz bir olaydı haklısınız'' dedi;''ama kendimizi affettirmek adına size bir kahve ısmralamak istiyorum'' dedi Salih..pelin ''kahve mi dedi ve sonra bu polisler nasıl adamlardır acaba'' diye kendi kendine düşünde ve ''tamam olur'' diye cevap verdi..salih ''o zaman müsait olursanız 2-3 gün sonra görüşelim'' dedi..pelin ''tamam'' diyerek telefonu kapattı.

         
 üç
gün sonrasını sabırsızlıkla bekleyen Salih o gün gelip çattığında yaşadığı heyecanı birkez daha fark etti.. Pelini ilk gördüğünde içinde şimşeklerin çaktığını hissetmişti daha o an..pelini kanlar içinde gördüğünde polis olan arkadaşını birden öldürmek istemişti ki sonra arkadaşı olan polislede epeyi tartışmışlardı ve hala konuşmuyorlardı...samsunda orta halli bir ailenin çocuğu olarak üç kardeşten ikincisi olarak dünyaya gelen salih ilk ve ortaöğrenimi samsunda okuduktan sonra polslik sınavlarını kazanmış ve ilk görev yeri olarak da İstanbul da göreve başlamıştı..sessiz,kendi halinde birisi olan Salih polisin toplumsal eylemlerde gösterdiği şiddetin sancısını yaşıyor ama bunu kimseye hissettirmiyordu..pelinin dövüldüğü eylem günü de öyle olmuştu..''ne olur yürüseler'' sanki diye de iç geçirmişti ama birden olan olmuş, gelen emir üzerine polisler eylemcilere karşı harekete geçmişlerdi..''ne kötü gündü diye kendi kendine ''söylendi Salih…sonra saatine baktı..pelin hala gelmemişti..''nerde kaldı acaba'' dedi..ve tam o sırada uzaktan pelin gözüktü..salih birden heyecanlandığını hissetti…o gördüğü yüzü hiç unutmamıştı ve hemene ayağa kalktı..pelin ayağa kalkanın Salih olduğunu fark ettikten sonra yanına geldi..ayakta selamlaştılar..sonra Salih ''nasılsınız'' dedi..pelin ''önce sizli bizli konuşmaktan vazgeçelim'' dedi tebessümle..salih siz bilirsiz pardon tamam sen bilirsin diyerek cevapladı..pelin gülümsedi ''sağol'' dedi ''iyiyim''..''polis arkadaş sağolsun beni iyice hırpalamış 15 günde ancak kendime gelebildim'' dedi..salih yüzünde utanma ifadesi ile ''evet'' dedi..''işte bizim meslekte oluyor böyle iş kazaları da''  dedi..'pelin birden sinirlendi..''ne demek iş kazası'' dedi..''iş kazası diyerek insanlar,dövülüp yerde sürüklenebilir mi'' dedi..salih ''onu demek istemedim'' diye cevap verdi..pelin' ' ne demek istedin peki''diye sürdürdü sözlerini..''öğretmen iş kazası diye öğrencilerine tekme tokat dayak atabilir mi ya da doktor bu nasıl mantık'' dedi..''sonra siz unutmayın kamu görevlisisiniz ve yaptığınız iş hukuk çerçevesinde olmalı diye sözlerini sürdürdü''..''bu nasıl iş ya anlamıyorum..insanlar böyle mafyvari,çetevari ulu orta dayak yiyebilir mi; bana yapılan bu, kimbilir eylemcilere neler yapılıyor,göz altına alınanlara neler yapıyor'' dedi kızgın bir sesle..salih neye uğradığını şaşırmıştı..''ama pelin'' dedi ''göstericilerde sütten çıkmış ak kaşık değiller''..salih '' bırak şimdi bunu biz burada polisin yaptığını konuşuyoruz..farz edelim ki göstericiler suçlu,terörist sizin yapmanız gereken yine bu değil..ayrıca sen neden bir suçu başka bir suçla kapatmaya çalışıyorsun bu nasıl bir matık dedi'' pelin..salih ''ne oluyor pelin'' dedi..''tamam polis de hata yapabilir,polisinde suçu olabilir ama buraya bunu konuşmak için gelmedik sanırım''..''sonra neden böyle bana dönük tepki veriyorsun''..pelin salihin bu sözleri sonrasında bir an uzaklara baktı ve sonra ''kusura bakma'' dedi..''inan o günkü olay ve yaşananlar içimden çıkmıyor'',''hala o günün şokunu üzerimden atabilmiş değilim''..''anlıyorum pelin seni ama inan bende bunlaran hoşnut değilim sadece şu an için bana fazla tepki gösterdin onu anlabilmiş değilim'' dedi…pelin ''dediğim gibi bu olay psikoljimi bozdu neyse kendinden bahset biraz'' dedi..salih bu söz sonrası gülümseyerek konuşmaya başladı…

               Pelinle, Salih o günden sonra nerdeyse haftada 3-4 kez bir araya gelmeye başladılar…ve Salih peline karşı duygularını daha görüşmeye başladıklarının beşinci günü söyledi..''pelin dedi yanlış anlama ama senden hoşlanıyorum''..''çok tatlı ve çok iyi bir insansın,seni daha yakından tanımak istiyorum'' dedi..pelin tebessüm ederke ''ne çabuk anladın tatlı ve iyi olduğumu'' diye cevap verdi..salih ''aslında aklımı da başımdan almak üzeresin nasıl anladığımı bende anlamadım ama'' diye gülerek  karşılık verdi..sonra saatlerce konuştular..pelinde salihe karşı aynı duyguları taşıyor;onu ne çok sevdiğini yalnız kaldığınıda hep kendi kendine söylüyordu..ve günler olanca güzelliği ile pelin ve salih arasında hızla akıp geçmeye başladı


         tanışalı nerdeyse 6 ay olmuştu..ama pelin salihin polis oluşunu hiç içine sindireiyordu..bu konuyu artık ona söylemeliyim dedi..ve salihi arayıp ''canım bugün görüşebilirmiyiz'' dedi..salih ''hayrola yürek yaram,bitanem,gün ışığım,ayrılacakmıyız'' diye yarı şaka gülerek cevap verdi..''canım yok konuşmamız gerek'' dedi pelin..tamam dedi Salih ''her zaman ki cafe de saat beşde görüşelim'' dedi..salih ''ne oldu acaba'' diye kendi kendine söylenirken cafeden içeri pelin girdi..derken biralar söylendi hal hatır soruları derken pelin ''Salih dedi canım ben senin polis olarak çalışmanı istemiyorum''..salih başından vurulmuşa döndü..''ne demek şimdi bu pelin ''dedi..pelin ''Salih hemen kızma'' dedi ''ben senin felsefi olarak ve duygusal olarak polislik yapmanı içime sindiremiyorum''..salih ''iyi de neden'' dedi..pelin ''Salih bak polis kurulu düzenin bekçisidr,onu korumak ve yaşatmak ile sorumludur;oysa kurulu düzen her zaman doğru düzen değildir'' dedi..''tamam sen kişilik olarak harika bir insansın ama bu meslek tam da bu noktada seninle uyuşmuyor ve ben senin düzenin bekçiliği yapmanı istemiyorum'' dedi..salih pelinin dediklerini duymuyordu bile..ne büyük bir sorun ile karşılaştığının farkında idi..sinirlenmişti,kırılmıştı,kızgındı..pelinin konuşmasına aldırış etmeden ansızın ''pelin'' dedi salih.. ''sen o beğenmediğin düzenin ekmeğini yiyorsun,o düzende gazetecilijk yapıyorsun ve sana o topraklar yaşam hakkı tanıyor; eğer sen benim bu düzeni korumamı istemiyorsan kendin bilirsin'',dedi ve hızlıca masadan kalkarak dışarı çıktı..pelin ''ne oluyor'' demeye kalmadan Salih çoktan cafeyi terk etmişti bile..pelin başını avuçlarının içine alarak düşünüyordu neden neden…neden sanki polissin..

             Salih cafeden çıktığı gibi emniyet amirliğine gitti..çok kızgındı,sinirli sinirli dolaşıyordu..salihin pelinle birlikte olduğunu bilen ve salihin arası hiç iyi olmayan arakadaşlarından Kenan ''hayırdır,aşık,ne oldu komünist kızla mı tartıştın'' dedi..salih bu adama uzun zamandır öfkeliydi..sürekli salihle bu üslup ve sözle saldırıyor,alay ediyor alttan alta da tehdit ediyordu..salih ''bana bak mikrop herif'' dedi ''ne zamandır bana bulaşmak istiyorsun ama sana karşılık vermiyorum yalnız haddini aşma'' dedi..kenan ''sen kim oluyorsunda bana haddimi bildiriyorsun dedi..bu sözlerin cezasını ağır ödeyeceksin Salih bey'' dedi..komünist Salih diye kapıyı çarpıp gitti..salih ne yapacağını şaşırmıştı,''alçak herif'' dedi..

           Kenanın ''komünist Salih'' sözü o günden sonra kulaktan kulağa yayılıp emniyet amirine kadar gitmişti..emniyet amirinin duyması ile de salihe soruştarma açılması gündeme geldi..salih soruşturma günü gelince ''ne olacaksa olsun artık'' dedi..sorguya iki müfettiş gelmişti..''sen komünistmisin'' sorusu geldi  daha ilk dakika da..salih ''bu ne biçim soru diye'' cevap verdi..''usulen hata yapıyorsunuz..öncelikle benim ifadem alınmalı,olayı ben anlatmalıyım ve daha sonra bana isnat edilen iddialara yer verilmeli;sanki siz bunları bilmiyormuşçasına neden böyle davranıyorsunuz'' dedi..müfettişler ''Salih bey dedi komüinstlerle dura dura onlar gibi kouşmaya başlamışsın..bize ne yapmamız gerektiğini öğretme ayrıca sorguyu biz yapıyoruz sen değil bunu da unutma'' dediler..salih ''müfettiş beyler'' dedi ''sizde şunu unutmayın siz türkiye cumhuriyeti  devletinin size verdiği yetkilerle beni sorguluyorsunuz; burası bir mafyanın sorgu odası değil..siz kendinizi ne sanıyorsunuz..herkes işini adam gibi yapsın diye'' sert sözle karşılık verdi..müfettişler ''kardeşim bak aklını başına topla ve sorularımıza cevap ver'' dediler..şimdi söyle komünistmisin değilmisin'',Salih biran derin bir of çektikten sonra ''komüinstim beyler'' dedi,''komünistim ne olacak suçmu''...''tamam  Salih bey'' dediler ''neden suç olsun biz sadece öğrenmek istedik'' dediler..salih ''bakın ben söyledim sizde şimdi bana söyleyin ki siz kimsiniz,nesiniz?müfettişler şaşkın bir şekilde ''bu ne biçim soru dediler polis müfettişiyiz görmüyormusun'' dediler..peki beni  ne yaptımda sorguluyorsunuz..hangi hırsızlık
suçundan,hangi,yağmadan,yıkmadan,saldırıdan,talandan sorguluyorsunuz''..müfettişler bir an sustular bize bu görev verildi bizde verilen görevi yerine getiriyoruz dediler..salih ''peki siz bu halkın size verdiği bu değerli görevi neden bu şekilde yapıyorsunuz''..''bakın ortalıkta sorgulanması gereken,yüzlerce çete,hırsız,mafya var,yüzlerce soyguncu,hortumcu,işkenceci var..neden bunları sorgulamıyorsunuz''..''açın bakın gazeteleri neler oluyor memlekette…

Sizde kalkmış benim kız arkadaşımın siyasi düşüncesinden dolayı beni sorguluyorsunuz..

''Size bir şey diyemiyorum beyler'' ama ifademe özellikle şunu eklemeyi unutmayın ''polis memuru Salih gökçe komünits olduğunu hiçbir tesir ve baskı altında kalmadan açıkladı…

             Aradan bir ay geçmeden Salih polislikten ihraç edildi.... bir ay evine çekildi ve kimse ile görüşmedi..adeta içine kapanmıştı..bir yandan bütün geçmişini,herşeyi sorguluyor diğer yandan da sürekli pelini düşünüyor..onu ne çok özlediğini görüyordu..o akşamki görüşmeden sonra  pelinle bir daha görüşmemişlerdi..kendine gelip,yatıştıktan sonra pelini aramak istedi..iki üç defa aradı telefonu kapalı idi..çalıştığı gazeteye gitti..arkadaşları ile konuştu..pelinin bir eylem sonrası göz altına alındığını ve yaklaşık bir aydır kendsininden haber alınamadığını öğrendi..ailesi,sevdikleri herkes pelini arıyordu..polisler ise ısrarla göz altına almadıkarını,olaydan haberdar olmadıklarını ifade ediyorlardı...salih şaşkındı..gazeteden çıkarken sessizce ağlıyor,''pelin nerdesin'' diyordu..

 

Yorum (yok) Yorum yaz!

Yaşanamayan hayatlar

yaşanamayan hayatlar

Aslı durmadan ağlıyordu..Günlerce düşünmüştü,günlerce kafa yormuştu..Ne olacak benim halim diyordu.Ne yapmalıyım diyordu.O sırada kadir aradı.İlk önce açmak istemedi.Yok dedi açmamam gerekiyor..Telefon uzun uzun çaldı.Aslı telefona öylesine bakıyordu. Eli birden telefona uzandı. Tam açacakken diğer eli onu engelledi. Ne yapacağını o da bilmiyordu. Sanki iki kişilik vardı içinde. İkisi de farklı şeyler söylüyordu. En sonunda açmamaya karar verdi. Telefon biraz daha çaldı. Sonra kendiliğinden sustu. Gözyaşları daha sık gelmeye başladı aslının..’sen benim yaşam kaynağımsın’ dediği adamın sesini duyamamak adeta üzüntüsünü bir kat daha arttırmıştı. İçinden çığlık atmak, sesi tükenircesine bağırıp ağlamak geldi..günden güne tükeniyordu aslı.günden güne eriyordu..usulca toparlandı akşam saat beşe geliyordu ve birazdan kocası gelecekti..kalkıp yemeği hazırlayım dedi. ‘birde yemek konusundan tartışmayalım’ diye söylendi içinden. sonra mutfağa gitti.. ‘bu halle ne pişirebilirim ki’ diye düşündü sonra..en basitinden makarna ile salata yapayım dedi.aslında makarnayı da hiç sevmezdi..ama yemek yapmak istemediği zamanlarda hep makarna yapardı. Öyle ki bu durumu kocası bile anlamıştı. Evde makarna piştiği zamanlarda, ‘aslı hayrola canın yine neye sıkıldı’ derdi kocası. Aslı da ‘aydın makarna yüzünden de mi kavga edeceğiz’, bir şeyim yok diye cevaplardı. Onun içinde pek makarna pişirmek istemezdi ama böyle durumlarda yapabileceği başka yemekte düşünmek istemiyordu.

            ‘Aslı nerdesin’ sözü birden aslıyı kendine getirdi. Aslı ‘buradayım’ diye cevap verdi. ‘Mutfaktayım’. ‘Mutfaktayım aydın’..aydın mutfağa girmeden oturma odasına girdi. Cem ile güven oynuyorlardı. Cem yedi yaşında tıpkı babasına benzeyen bir çocuktu. Okula bu yıl başlamıştı. Çok zeki bir çocuktu. Çok da yaramaz sonra. Buna karşılık güven sessiz, içine kapanık annesine yakın bir çocuktu. Cem ile pek anlaşamıyordu. Daha dört yaşındaydı belki ama kendisinden beklenmeyen bir olgunluk içindeydi. Yaşıtları gibi yaramazlık yapmaz, hep mantıklı şeyler söyler, yerli yersiz isteklerde bulunmazdı. ‘Aslan oğlum ne yapıyorsun’ sözü güvenin çok hoşuna giderdi. Babası odaya girer girmez güvene hep ‘aslan oğlum’ derdi. Bu kez de öyle oldu. ‘Aslan oğlum nasılmış bugün’ dedi. ‘İyiyim baba sen nasılsın’ diye cevap verdi güven. Tam bu sırada cem babasının üstüne zıpladı ‘baba ya’ dedi. ‘hani tabancam’.. ‘yinemi almadın’ dedi. ‘Almaz olurmuyum aslan oğlum’ diye cevap verdi babası. Sonra içerden ceme aldığı tabancayı ve güvene aldığı oyuncak arabayı getirdi. İkisi de çok sevindi. Onlar oyuncaklarına bakarken aydın mutfağa yöneldi. Aslı hala içerde yemek yapıyordu. ‘Merhaba canım’ dedi nasılsın. Aslı ‘iyiyim sağol’ diye karşılık verdi. ‘Sen nasılsın’ dedi. Aydın; ‘bende iyiyim’ dedi. Aydın aslının her halinden çok iyi anlardı. Belki on yıllık evliliklerinin bir getirisi belki de aslının onda yarattığı sevgi bu sonucu ortaya çıkarıyordu. Aslıda bunu çok iyi biliyordu. Ama halini belli etmemek onun elinde değildi. Aslı, kocasının geldiğinde üzüntüsü anlayacağını biliyordu ama bunu belli etmemek adına ne yapsa nafile idi. Çünkü karşısında aydın vardı ve aydın aslının yüzünden bile aslının halinden anlayabiliyordu. Bu kez de öyle aslı ‘neyin var canım’ dedi. ‘Yok, birşeyim çocuklar biraz yaramazlık yaptılar da ona canım sıkıldı’ diye cevap verdi aslı. Aydın bu sözlerin gerçek olmadığını biliyordu. Ama yine tartışmayı uzatıp, akşamının zehrolmasını istemeğinden ‘iyi’ dedi. Yemekte ne var diye sordu sonra. Makarna diye cevap verdi aslı. Bu cevap aydının kontrol etmek istediği sinirlerini biraz gerdi. Daha iki gün önce aslı ile kavga ettiğinden bu cevap onu biraz kızdırmıştı. ‘Makarnayı hiç sevmediğimi biliyorsun.neden yapıyorsun’ dedi. Aslı tartışmak niyetinde değildi. ‘Canım bugün biraz yoruldum birazda rahatsızım’ dedi. ‘Onun için makarna yaptım. Kusura bakma’ diye cevap verdi. Tam bu sırada aslının cep telefonu çaldı. Aslı salata yaptığından telefonuna bakmak istemedi. Öte taraftan aydının da telefonuna bakmasını istemiyordu. Tam salatadan elini çekip telefonu açacakken aydının ansızın telefonunu açtığını gördü. Aydın ‘alo’ dedi. Cevap yoktu. Aydın bir kez daha ‘alo’ dedi. Yine cevap yoktu. Aydının cevapsız gelen telefon sinirlerini iyice gerdi. ‘Akşamın bu vakti ne bu gizli numara aslı’ diye çıkıştı. Aslı ‘bilmiyorum aydın, ne bileyim’ dedi. Aydın kızgın bir tavırla mutfaktan çıktı. Sert bir şekilde kapıyı kapattı. Ve ‘ben çıkıyorum’ diye sesi geldi içerden. Sonrası üç gün aslı ile hiç konuşmadı.

            Kadir evlenenli daha bir yıl olmuştu. Aslında hiç istemediği bir evlilik olmuştu. Bir anlık bunalımın sonucunda evlenmişti. Ailesinin ve kendisinin içinde bulunduğu şartlar onu evliliğe zorlamıştı. Meltem ne kadar iyi biri olsa da ikisi farklı karakterde kişiliklerdi. Her nasılsa kadir melteme sevgisini veremese de meltem nasıl olduysa kadire  aşık olmuştu. Ve meltemin aşırı şekilde sunduğu sevgi kadirin psikioljik olarak canını sıkmakta idi. Kadir adeta bu sevginin ağırlığı altında eziliyordu.. Öte taraftan kadirin aslıya aşık olması ve meltemin onu aşırı şekilde sevmesi kadiri iyice üzmeye başlamıştı. Ortada bir ihanet vardı. Her ne kadar kadirin bu ihaneti kadirin hiçte istemediği bir sürecin sonunda gerçekleştiyse de meltem bunları hiç hak etmiyordu. En azından bu melteme yapılan çok çirkin bir oyundu. Meltemden ayrılması yapılabilecek en onurlu davranış olurdu bu durumda. Altı aydan fazladır süren bu durum artık sona ermeliydi…

O akşam kadir eve erkenden geldi. Meltem her zamanki gibi çocuksu bir sevinçle kadiri karşıladı. Kısa süreli bir akşam yemeğinden sonra kadir konuya girdi ‘meltem’ dedi. Meltem ‘bizim ayrılmamız’ gerekiyor. Meltem adeta donmuştu. ‘Ne’ diye cevap verdi. Kadir devam etti. ‘Meltem ben bu ilişkiyi yürütemiyorum, bana olan sevgini biliyorum ama bu evlilik doğru bir evlilik değil. Her şeyden önemlisi sen bana layık değilsin’ dedi. ‘Ben senin hayatında yaşanılası güzel zamanları yok eden biri olmak istemiyorum’ dedi. Meltem yanaklarından süzülen yaşla cevap verdi. ‘Kadir sen olmadan benim için yaşanabilecek bir zaman olabilir mi’ diye cevap verdi ve derin bir ‘of’ çekti. Ve sonra saatlerce konuştular. Kadir ısrarlı idi. En sonunda ‘hayatım boyunca yanındayım ama lütfen beni anla’ dedi. ‘Bu ilişkiyi sürdürmek sana ve bana yapılabilecek en büyük kötülük olur’ diyerek sözlerini sürdürdü. ‘Onun için beni anla ve lütfen artık tartışmayalım’ dedi. Kadirin üzülmesi bile meltemi kahrediyordu. ‘Tamam’ dedi..ama kadir şunu bil ki ‘senin sevdiğin başka biri var. Ve ben onu hissettiğim halde senin yanındaydım. Ama ne yazık ki bunu da başaramadım’ dedi. Sakın beni gurursuz biri olarak görme ya da onursuz. ‘Ben sadece beni esir alan sevdamın tutsağı oldum’ dedi.

            Çok sürmedi kadirle meltem bir ay içinde boşandılar. Kadir artık aslıyı daha sık aramaya başladı. Aslı kadirin ayrılışına bir taraftan sevinirken diğer taraftan yuva yıkan kadın durumuna düşmesi onu üzüyordu. Sonra sanki ilişkileri daha meşru bir hale gelmişti. Bu durum da onun canını sıkıyordu. Ortada iki çocuk, on yıllık bir ilişki vardı. Ortada sahip çıkması gereken değerler vardı. Ne yapacağını bilemiyordu artık. Günden güne kadire daha bir yakın hale geliyor, kadirsiz bir hayat düşünemiyordu adeta. Sonunda kadir beklediği sözü aslıya söyledi. ‘Ayrıl o adamdan evlenelim’ dedi. Aslı bu olasılığı aylardır düşünüyordu. Ama bu durumu kocasına nasıl izah edecekti. Ayrılma nedenini söylemese bile bir süre sonra kadirle olan beraberliğini duyacak ve yaşanılan ihanetten haberdar olacaktı. İki çocuğu olan bir kadınken bunu nasıl yaptın diyecekti. Sana olan sevgimi, sana verdiğim değeri biliyorsun diyecekti. ‘Senin başkasını sevmeyen hakkın yok’ diyecekti. Aslı biliyordu ki aydın ondan çok uzak biriydi. Değil bir eş, aydın ile arkadaş bile olamazlardı. Bir anlık aile kavgasının sonucu alınan bir karardı yaptıkları evlilik. Aslı evde yaşanan sorunlardan bıkmış, kurtuluş olarak aydına kaçarak evlenmişti. Biliyordu ki aslı şen şakrak, eğlenceli, aynı zamanda oturmasını kalkmasını bilen, ağır bir kişilikken aydın tam tersi somurtkan, sıkıcı, patavatsız, aksi bir kişilikti. Hayatında hiçbir zamana aydını bir eş olarak görememişti aslı. Hiçbir zaman içten, yürekten bir sevgi ile sarılamamıştı aydına. Ama bütün bunlar ne anlatabilecek ne de yaşanan ihanete ve düşünülen ayrılığa gerekçe gösterilip ortaya konulabilecek şeyler değildi. Aslı bir an intihar etmeyi düşündü. Sonra vazgeçti. Ortada kalacak iki çocuk var dedi. Onların günahı ne..kadirsiz bir hayatı düşündü sonra. Olabilirimiydi. Belki diye düşündü. Bir ay zaman tanıdı kendine..kadirle görüşmedi.. kocasına daha bir sadakatle daha bir sevgi ve kutsallıkla yaklaştı..evliliği boyunca yapmadığı şeyleri yaptı..aydına hediyeler aldı, sürpriz geceler yaptı,aydınla birlikte akşam gezilerine çıktı...ne yaptıysa olmadı ama..kadirsiz geçen bir ay onu eritip bitirmişti sanki..sanki bir gün daha kadirsiz kalsa nefessiz kalıp ölecekti. En sonunda kadirle konuştu. Kaçalım dedi. Çocuklarımı da alıp kaçalım. Gün kararlaştırdılar. Zamanı belirleyip beklemeye başladılar.

            Ocak ayı soğuk aydır. Kara kıştır. Saçın, sakalın buz tuttuğu bir aydır. Sanki sıkıntı ayıdır. Ne ortalıkta çiçek vardır, ne de ötüşen kuşlar ne de sabahları vareden güneş ışığı. Belki ondandır kışın sevilmeyişi. Belki ondandır, eve çekilmeler, sessizlikler. Belki ondan ertelenir sevdalar. ‘Sevdamıza yazık olmasın, aldığımız kararlar bahara kalsın’ diye belki ondan söylenir. Aslı ve Kadir ocak demediler, soğuk demediler; onlar için umutsuzluğun, karakışın önemi kalmamıştı artık. Onlar için beraber yaşanmayan her an hep kıştı çünkü. Hep soğuk, hep sessizlik, hep yok oluştu. Onun için ocağın on birinde karar kıldılar. Kadir kararlaştırdıkları gibi öğleden sonra aslının evine geldi. Aydın işte olacaktı bu saatte. İyice plan yapmışlardı. Aslı her şeyi hazırlamıştı. Hemen çıkacaklardı ki aydın karşılarında gözüktü. Önce derin bir of çekti. Sonra elinde silahı ile bir köşeye çekildi. Merhabalar dedi. Sakin gözüküyordu aydın. Buğulu bir ses tonu ile konuşmaya başladı. ‘Aslı’ dedi ‘biliyorum beni hiç sevmedin, biliyorum biz ayrı dünyaların insanıyız en azından sen beni öyle görüyorsun. Ve biliyorum bu adamı bir süredir sevdiğini. Ben her şeyi biliyorum aslı. Yalnız sen hiçbir şeyi bilmiyorsun. Sen bu adamı ne kadar seviyorsan ben seni bu adamı sevdiğinden yüz kat daha fazla seviyorum..sen benim nefesimsin aslı..sen benim içtiğim su, soluduğum havasın..sen biliyor musun ki ben kendimi değiştirmek için neler yaptım. Sırf senin istediğin gibi bir adam olmak için neler sarf ettim..şimdi aslı sen diyorsun ki ben çaresizim, ben, bende değilim bu adamdayım..işte bende aynen öyleyim aslı..bende aynen senin içinde bir parçayım..sen buradan kalkıp giderken beni burada bırakmıyorsun ki aslı..bende seninle gidiyorum..ben senin gözünüm aslı, ben senin yüreğinim, sen başkasını seveceksin de ben bilmeyecekmiyim aslı..başından beri biliyorum ama..sadece şunu bekledim: belki iki çocuk için belki on yıllık evlilik için yapmaz dedim..belki geri döner dedim..ama sonuç ki sen ölümü seçtin..hem kendini hem sevdiğin adamı hem beni öldürdün aslı..beni hiçbir şeyle suçlama aslı..sen nasıl bir çaresizliğin girdabında isen bende öyleyim. İnan seni sevmeseydim, şu an karşına bile çıkmazdım..çekip gitmene de ses çıkarmazdım..sadece çocuklarımı alırdım. Ve inan aslı.. bu sözler, yaşanacak bu bedel ‘namus’ meselesinden kaynaklanmıyor. Şu an karşında ben yokum bana karışmış sen varsın..yada ben sensizliğin yaşattığı ben olarak söylüyorum bunları..

            Dışarısı çok soğuktu..günlerdir yağan kar bugün durmuştu.. Ve ortalıkta hiçbir ses duyulmuyordu; aydınların evinden gelen beş el silah sesinin dışında...

Yorum (yok) Yorum yaz!

Ali bedeninde Ayşe Olmak

Ali Bedeninde Ayşe Olmak

Günlerdir içinde tuhaf şeyler olduğunu hissediyordu. Tuhaflığı, yaşadığı şeyleri kendisinin de anlamlandıramamasıydı. Üstelik bu durumu kimseyle de paylaşamıyordu Ali. Ali’nin köyü 300 haneden oluşmaktaydı. Kurak toprakları ve etrafında çevrili dağlar ile bir hapishaneyi andıran bu köy, Ali’ye başından beri soğuk gelmişti. Bir gün olsun köyü sevememişti; hayatında köyün dışında başka bir yer görmemesine rağmen. Ali bu yıl 18’ine basmıştı. Belki yaşının getirdiği sonuçlar gereği her geçen gün daha bir bunalımda hissediyordu kendini Ali. Özellikle şu son yıllarda yaşadığı psikolojik sıkıntılar daha da artmıştı. Öyle ki kimseyle konuşmak istemiyor, hiçbir sohbet ortamına katılmıyor, sadece zorunlu durumlarda birkaç laf ediyordu. Aslında bu durumun nedenini Ali biliyordu ama kimseyle paylaşamıyordu. Paylaşamamasının sebebini de yaşadığı duyguların tuhaflığı olarak görüyordu Ali. Tuhaf kelimesinin içeriğini kendisi de dolduramıyordu. Ama şunu biliyordu ki yaşadığı ‘sorun’un anlatılması hiç de kolay değildi. Onun için susuyordu Ali..Hep kendi kabuğunda idi..Hep kendi dünyasında..Ali’nin bu durumu çevresinde ki insanların da dikkatini çekmişti. Gerçi Ali zaten sakin, kendi halinde, sessiz biri olarak tanınırdı ama özellikle son yıllarda iyice içine kapanması Ali’yi tanıyan insanları da kuşkuya düşürmüştü.

       ‘Ne diyebilirim’ diyordu ali.’Nasıl anlatabilirim’? Daha önce birkaç kez denemişti Ali bu durumu anlatmayı. Ama olmamıştı. Hatta Ali’nin arkadaşlarından birisi Ali’yi terslemişti. ‘Ya olur mu öyle şey, saçmalama’ tarzında konuşmuştu..Onun için ne yapacağını bilemiyordu. Bu sorunu kiminle paylaşacağını, yaşadığı soruna çözüm bulunup bulunamayacağını bilemiyordu. Ama artık dayanacak gücü kalmamıştı. Bir şekilde bu durumu açığa çıkarmalıydı. Bir şekilde konuşmalıydı. Sonunda ölümde varsa, sonunda ne olursa olsun konuşmalıydı. Çünkü geçen her gün Ali adına bir çıkmazdı… Ve bu çıkmaz Ali’yi iyice bunaltmaya başlamıştı. Ve artık konuşmanın zamanı gelmişti. Ama bunun için öncelikle sakin bir şekilde düşünüp, yaşadığı durumu bütün ayrıntıları ile anlatacak duruma gelmesi gerekiyordu. Gerekiyordu çünkü anlatılacak durum öyle birkaç kelime ile geçiştirilebilecek bir şey değildi. Onun için sakince düşünmeye başladı Ali..Yaşadığı ve kendisinin sorun diye adlandırdığı bu durum ile Ali, ilk kez ne zaman tanışmıştı?..

       ‘Soğuk bir kış günüydü’ diye başladı konuşmaya Ali. Soğuk bir kış günü evlerine 2-3 tane erkek arkadaşı gelmişti Ali’nin. ‘Yaşım daha o zaman 12–13’ diye söylendi Ali. O gün Ali’nin evlerine gelen erkek arkadaşları ile evcilik oynamışlar ve Ali nedense bu oyunda baba olmaktan çok sıkılmış hatta arkadaşları ile sonrasında küsmüştü. Yıllar sonra bu durumun nedenin daha iyi anlayacaktı Ali. Sonra okulu düşündü Ali..Her nedense okulda öyle çok fazla arkadaşı olmamıştı. Gerçi köy de hemen hemen herkes birbirini tanırdı ama Ali yine de yakın arkadaşlıklar edinememişti. Belki kişiliğinin bir sonucu olarak insanlarla yakın ilişkiler kuramıyordu. Belki etrafında ki arkadaşları öyle samimi arkadaşlıklar kurulabilecek kişiliklere sahip değildi. Belki kendisi huysuz biriydi ama bir şekilde olmamıştı işte. Bir şekilde yakın arkadaşlıklar kuramamıştı. Bu durumun doğal bir sonucu olarak yalnızlık çekiyordu Ali. Biraz mutsuzdu. Ama Ali’nin asıl canını yakan konu başka idi. ‘O dönem hemen hemen herkesin bir çocukluk aşkı olurdu’ diye düşünmeye devam etti Ali. ‘Hatta bu çocukluk aşkları uzun yıllarda unutulmazdı’ dedi içinden. Ama Ali’nin olmamıştı böyle bir aşkı olmamıştı. Hatta öyle yakın kız arkadaşları da olmamıştı. Ve hiçbir kıza karşı da duygusal bir şey hissetmemişti. Öyle ki bir keresinde Çeşme adındaki kız arkadaşı sınıfta ansızın Ali’nin yanına gelip seni seviyorum demişti. Buna karşılık Ali sessiz kalmayı tercih etmiş belki utancından kaynaklanan bir nedenle Çeşme ile bir daha konuşmamıştı.Şimdi daha iyi anlamaya başlıyorum dedi Ali.Şimdi her şey daha bir açığa çıkmaya başladı dedi..Düşünmeye devam etti Ali. Bir keresinde de evlerinin bahçesine kız arkadaşları gelmişti Ali’nin..Elif ve Duygu bahçede bir süre birlikte oynamışlar.Sonrada Ali’yi çağırmışlardı yanlarına..İp atlama oynuyorlardı.Oyunun sonlarına doğru Duygu ansızın Ali’ye ‘Ali ya kız gibi atlamasına, erkek dediğin biraz güçlü olur demişti’. Bu söz ister istemez Ali’yi incitmişti. Sanki gururu ile oynanmıştı. Ama çok üstünde durmadı. ‘Salak Duygu’diye geçiştirdi içinden. Sonra ilerleyen yılları düşündü Ali..Bir türlü giymek istemediği pantolonlarını, kazaklarını, ayakkabılarını..   Ve içinden çıkartamadığı anılarını düşündü Ali. En çok da canını yakan o günü..’O gün tam bir felaketti’ diye içinden geçirdi Ali. ‘Sonun başlangıcıydı çünkü o gün’ diye düşündü Ali. O günü her ayrıntısıyla belleğine kazınmıştı Ali’nin. Tarık’ı o gün eve çağırışını, Tarık gelmeden önce süslenişini, Tarık’a yazdığı şiiri hepsini ama hepsini tek tek kazımıştı Ali belleğine. Ve Tarık geldiğinde yaşadığı sevinci onunla sohbet ederken yaşadığı mutluluğu ve Tarık’a bir süre seni seviyorum deyişini. Sonra Tarık’ın şaşkınlıktan donup kaldığını ve evden bir sinirle çıktığını..

       Her şey daha bir aydınlanıyordu. Artık kafasında hiçbir soru işareti kalmamıştı. Cinsel olarak erkek bedeninde dünyaya gelse de kendisi kadın ruhunu, kadın duygusunu ve her şeyden öte kadın cinselliğini yaşamaktaydı. Dünden bugüne yaşadıkları bu durumu kanıtlamaktaydı. Ve ali artık bu durumu saklamaktan, sahte bir kimlikle ortada dolaşmaktan yorulmuş, yıpranmış ve bıkmıştı. Ve artık yapılacak tek bir şey vardı Ali için, cinsel kimliğini açıklamak. ‘Bu işi daha fazla uzatmaya gerek yok’ dedi Ali. Yarın sabah erkenden babama bu durumu açıklayacağım. Sonu ne olursa olsun, ne tepki verilirse verilsin bunu yapacağım..İnsan bazen böyle olur: kararlı, cesur, gözüpek..Ali de böyle bir ruh halini taşıyordu artık..Ve yarını zor etti. Gece sabaha kadar düşünmüştü zaten..Her şeyi anlatacaktı..Sabah kahvaltıdan sonra kısık bir sesle babasına ‘biraz konuşabilirmiyiz baba’ dedi Ali. Ali’nin bu kadın sesi babasının hiç hoşuna gitmiyordu. Sabah halinin getirdiği gerginle de karışık; ‘Ne varmış konuşacak’ dedi. Ama Ali kararlı idi ‘Fazla uzun sürmez baba’ dedi. Ve sonra babası misafir odasına girdiler. Ama Ali’yi bir anda heyecan sardı. Gece söylemeyi düşündüğü bütün şeyleri birden unuttu ve babasına birden ‘Baba ben kızım’ dedi. Babası ‘ne’ diye sert bir çıkışta bulundu..’Ne demek kızım’ dedi. Ali çekingen bir dille ‘ Baba ben erkek olarak dünyaya gelsem de, öyle değil işte’ diye karşılık verdi. Allahın işi işte diye devam etti sonra..Allahın işi işte herhalde bir karışıklık oldu.Erkek bedeni içinde kızım ben baba dedi Ali..Fakat babasının yüzünün rengi çoktan değişmişti. ‘Ne konuştuğunu biliyor musun sen..İnsanı dinden imandan çıkarma..Kızmış, ne kızı..aklını başına topla..Varsa bir rahatsızlığın kasabaya gider bakıtırız’ dedi babası. Ali: baba bunun rahatsızlıkla falan ilgisi yok ben kızım işte anlasana diye bu kez sert konuştu..Ali’nin sözlerini sertleştirmesi babasını daha bir çileden çıkarmıştı.Ali daha sözünü bitirmeden Ali’ye sert bir tokat attı.Sonra ‘kes sesini şerefsiz’ dedi. Ulan adamlığından utan’ kızmış şuna bak..Birde utanmadan bağırıyor..Bari pantolonunu da çıkar entari giy tam olsun’ dedi babası.Ve kapıyı sert bir şekilde kapatıp odadan çıktı…

       Sonra saatlerce ağladı Ali..Saatlerce içinden konuştu ve dakikalarca kendi kendine söylendi durdu..Allahım bu nasıl iştir..Kabahatli olan kim..Bu beden bu tene, bu ruha sığar mı hiç..Hadi sen söyle; yaratansın, yaratıcısın söyle hadi diye bağırdı…köyün başında kime derdini anlatabilirdi Ali..kim yardım edebilirdi..en yakın babası bile onu anlamadıktan sonra kim Aliye yardım edebilirdi. Her şeyi düşündü Ali gece boyunca..Ve sonra saatlerce ağladı..’Bu benim suçum değil allahım’dedi. Ben istemedim böyle olmayı..Ben erkek değilim, erkek olmamak övünülecek bir durum değilse kadın olmakta aşağılanacak bir şey değil’ dedi. Eğer erkek bedeni içinde dünyaya gelen biri kadın olmak istiyorsa, kendini kadın gibi gördüğündendir, kadın geni taşıdığındandır..Eğer o erkek bedeni ile bir erkeğin yanında yatmak istiyorsa ortda bir erkek değil kadın vardır’ dedi Ali..sonra kalem yazmaz bir dünya söz..Ve sonra sessizce uyumaya çalıştı…

       Köyde sabah erken olur..Malını sığıra katanlar, erkenden tarlaya gidenler, evlerinin temizliği yapanlar..Köyün işleri hep erkenden olur..Onun içinde köyde sabah hep erken başlar..İnsanlar tan yeri ağarmadan işe başlarlar ve akşam olana kadar devam ederler..Alinin babası da erkenden kalktı giyindi..Evlerinde kalan ineğine samanını verdi..dışarıda biraz durdu..sonra birden Aliye bakmak geldi içinden..akşamdan ağır laflar etmişti, bağırıp çağırmıştı..’Gidip şuna bir bakayım, hastaneye falan gidelim’ diye düşündü.Ve hızlıca Alini odasına yöneldi.İçeri girdi.Ama Ali yatağında yoktu.’Allah, Allah’dedi.  Sonra aynı hızla diğer odalara baktı evde yoktu Ali..Telaşlanmaya başlamıştı Ahmet Bey, Ağır konuştum ya çocuğa dedi..Herhalde dolaşmaya çıkmıştır.Canı sıkkın ne de olsa diye düşündü..Ve tekrar evden çıktı..Dünden kalan işini tamamlamak için evlerinin yan tarafına yaptırdığı odunluğa yöneldi. İçerde keser, urgan ve bir takım eşyalar vardı onları alıp eve koyayım dedi..Kapıyı açtı eşyaları aldı tam dışarı çıkacakken bir gölge gözüne ilişti..Odunluk içerde kömürlükler şeklinde iki bölümden oluşmakta idi..Gölge odunluğun diğer bölümünden geliyordu..Ahmet bey bu ne diyerekten içeri yöneldiğinde oğlunun boynundan tavana asılmış vücudu ile karşılaştı ve göğe, köyü inletecek bir ses yükseldi: OĞLUUMM!!

        

Yorum (yok) Yorum yaz!

Online Sayac