Söylenemeyen Aşklar ve Gülay..

            Söylenemeyen aşklar var mıdır diyemeyeceğim yakın çevremden biliyorum ki pek çok kimse ‘sevdiğini’ söyleyecek bir durum bile bulamıyor maalesef. Ya da sözcükler yeterli olmuyor ‘aşk’ı anlatmak için.. Ve bu iki nedenden dolayı böyle oluyor ki ya seven sevdiğine karşılık bulamıyor onun için aşkını söyleyemiyor sevdiğine ya da aşkını kelimelere dökmekte yetersiz kalıyor yine sevdiğine aşkını söyleyemiyor. Söyleyemiyor diyorum çünkü aşk öyle bir çırpıda ya da birkaç sevgi sözcüğü ile anlatılabilecek bir duygu hali değil onun için bu söyleme hali her zaman gerçekleşmiyor..

             Şimdi bu iki halde yani aşkın anlatılamamasına yol açan iki halde çok önemli hem de hayati denilebilecek kadar önemli. Ama meseleyi Gülay ezgileri ya da Gülay duyguları üzerinden ele alırsak sanırım aşkın söylenememe acısının dayanılamamazlığını sevme hali üzerinden sevdiğini dile getirememekte buluyoruz. Ve bu hal Gülay’da öyle bir vücut buluyor ki aşkın acısı,feryadı,yakarışı,ses olup,duygu olup,ezgi olup büyülüyor sizi..

            Gülay o feryatta o acıda o isyanda tam olarak sevdiğine aşkını yeteri kadar anlatamayışını değil de aslında birazda aşkın anlatılamamazlığı noktasında yaşadığı çaresizliği söylüyor. ‘İstanbul ağlıyor ben ağlıyorum, hadi kalk gel artık dayanamıyorum’derken Gülay sevdiğine yalvarıyor adeta, bir yakarış bir çaresizlik içinde sesleniyor. Ve ben bu hali işte aşkın söylenememe ama tükenme hali olarak görüyorum. Öyle bir hal ki bu aşk dile dökülmüyor belki, belki bunun acısı dağlıyor içini ama yinede söyleyemiyor. Ötesi de işte yakarış oluyor,tükenme oluyor,nefes alamama oluyor..

            Gülay’ın pek çok ezgisinde pek çok türküsünde bu duygu halini insanın bu en kırılgan en naif en ‘masum’yanını görebiliyoruz. ‘seher sevdalısıyım ben/dağ başları dolanırım/bahar kokan reyhanlarda/yüreğime yük alırım. Tutmaz artık yürek yama/döndü bağrım uçuruma/güneş kokan sevdalardan/ayrılık düştü payıma’derken Gülay ben yine aynı hisse kapılıyorum, yine çaresizlik, yine yakarış yine ‘aşk’ın tükenme hali…

            Ama öyle değil midir zaten öyle değil midir söyleyemeyiz çoğu zaman içimizden geçenleri olduğu gibi,anlatamayız,aktaramayız..Hele söz konusu olan aşk ise,sevda ise bazen dilimiz tutulur bazen kendimize şaşarız neden bunları söyleyemiyorum yada söyleyemedim deriz ama yine de söyleyememişizdir her şeye rağmen yüreğimizin o uçsuz bucaksız halini anlatamamışızdır karşımızdakine..Ve bu anlatmama hali sonrasında hele bir de ayrılık varsa hele bir de uzaklık,kırgınlık varsa bir daha göremeyeceksek sevdiğimizi,bir daha sesini duyamayacaksak işte o zaman çıra olup tutuşur seven. İşte o zaman yangın başlar yürek yerinde,yangın kor olur,volkan olur ve o yangının külleri dağlar bedeni,sözleri ve belki de sonrasına dair yaşanacak her şeyi…

            Gülay işte tam bu yangın yerinin ortasından sesleniyor bizlere tam bu yangın yerini anlatıyor. Ayrılık acısı Gülay’da adeta bir kendine dönüşün ve kendini o çırpınma halinin bitişinde ortaya koyuyor. Kavuşma bitmiştir artık Gülay için, umut bitmiştir ama o kavuşma ve umudun bitme hali, sevdayı ve aşk’ı bitirmemiş aksine umutlar tükendiğinden acıda burada daha bir dayanılmaz hale gelmiş ve yürek kendini tüm hüznüyle, tüm sızısızıyla, çığlığıyla orta yere sermiştir.

            Sanatın gücüde bu olsa gerek. Sözler kendini en güçlü şekilde ifade edecek sesle buluştuğunda o sesin sahibi de sözlere yüreğinden ses verdikçe anlatılamaz olan bile dile geliyor. İşte Gülay onu yapıyor dizelerinde ve aşk karşısındaki suskunluğun acısını, büyüleyici bir sesle sunuyor bize..

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!

« Önceki :: Sonraki »

Yorum yaz! :: Arkadaşına Gönder!

0 yorum yazılmıştır

Yorum yaz!

Online Sayac